Alfred Sisley Kimdir?

(30 Ekim 1839, Paris – 29 Ocak 1899, Moret – sur – Loing, Fransa)

Fransız İzlenimciliğinin kurucularından sayılan ressam.

Varlıklı bir İngiliz ailenin  oğluydu. Sanatçı Paris’te doğdu. Ailesi ticaretle uğraşıyordu. Oğullarının da ticarete yönelmesini istiyorlardı. Ama o amatör olarak resim yapmaya başladı. 1862’de Paris’te Güzel Sanatlar Akademisi’ne yazılarak Charles Gleyre’in atölyesine girdi. Burada Claude Monet, Pierre auguste Renoir ve Jean Frederic Bazille ile tanıştı. Bu sanatçılarla birlikte açık hava resim çalışmalarına katılmıştır. İki yıl sonra Gleyre’in artık ders vermeyi kestiği Güzel Sanatlar Okulu’nu bu sanatçılarla birlikte terk etti. Paris’te çalışmaya başladı. Önce Chailly en Biere’e gitti. Fontainebleau ormanında Barbizan ressamlarının eserlerini andıran manzaralar yaptı. Geçim sıkıntısı olmadığı için resimle amatör olarak uğraşan Sisley’in bu dönemde yaptığı eserler pek azdır (Anthony Ananın Meyhanesi, 1866; Kestane Ağaçlı Yol, Paris, Güzel Sanatlar Müzesi). Sisley 1870’de Alman istilasından kaçarak Monet ve Pissaro ile birlikte Londra’ya sığındı. Paul Durand Ruel ile tanıştı. Bazı tuvallerini ona sattı. Ailesi savaş sırasında iflâs edince, Sisley geçimini sağlayamaz oldu ve izlenimci ressamların en yoksulu durumuna düştü. Bu yüzden tablolarını çok ucuz fiyatlarla sattı. 1874’e kadar yaptığı tablolarında Corot ve Courbet’in büyük etkisi hissedilmiştir. Sisley’in bu dönem eserleri arasında; La Place d’Argeteuil, Sevr’e Giden Patikadan Görülen Yol, Saint Martin Kanalında Manzara sayılabilir. 1874’de ilk izlenimci sergiye katılan sanatçının yavaş yavaş tekniği değişmiş, tablolarına daha çok canlı, parlak renkler hakim olmaya başlamıştır. Port Marly’deki  Sel Baskını, Sis, Louveciennes’de Kar ve türünün ilk örneği olan Buğday Tarlası adlı yapıtları, hep bu yeni tekniğin ürünleridir.

Sisley’in sanat anlayışı, Corot ve Boudin’in sanatıyla, Maurice Utrillo arasında bir köprü oluşturur. Kendine özgü, ince duyarlılığıyla tam bir Empresyonist olan Sisley, renklerin ve duyguların zarafetine vurgundur. En sevdiği konular su yüzeyinde, gökyüzünde, kar ve siste oluşan ışık etkilerini işlemekti. Bunları büyük bir duyarlık ve ustalıkla resmetmesini bilmiştir.

Sisley, tipik bir doğa ressamıydı. Doğanın bütün değişen durumlarını yakalayabiliyor, bunlara anında dikkat edip, izlenimlerini tuvaline aktarabiliyordu. Sanatçı 1875–1879 tarihleri arasında Sevres’de yaşadı. 1879 ‘da Moret yakınlarına yerleşti. 1876’da  İkinci İzlenimciler Sergisi açıldı. Bu sergiye Sisley Marly, dolaylarından sekiz manzara ve 1877’dekine hepsi de Paris çevresini konu alan on yedi tuval gönderdi. 1879 sergisine katılmadı. Çünkü sefaletten kurtulmak amacıyla Salona gönderdiği eserler gere çevrilmişti. 1883’de Durand Ruel, onun eserlerinden önemli bir sergi açtıysa da, resim meraklılarının ilgisini çekmedi. 1870-1874 arasında yaptığı resimlerde, Corot ve Boudin’in etkileri güçlü bir şekilde hissedilir. 1894’de Caillebotte’un devlete satmak istediği üç tuvali geri çevrildi. Bu sürekli başarısızlık karşısında hevesi kırılan Sisley, artık Monet’den hiç ayrılmaz oldu.

Sisley temelde bir manzara ressamıydı yapıtları açık ve koyu alanlar arasında sağladığı uyumlu yumuşak denge açısından öbür izlenimcilerden ayrılıyordu. Kendini az sayıda hafif renkle sınırladığı sonraki döneminde de paleti bir bakıma Corot’un gümüş rengi tonlarından izler taşıyordu.  Sisley  daha yoğun ve gerçekçi bir tutumu olan Pissaro’dan farklı olarak, herhangi bir ölçüye vurulamayan, hızla gelip geçen, bir an süren izlenimlerin ressamıdır. Yaptığı her şey, görülmemiş incelikte dokunuşların eseridir; bunlar duygulu ve sanatçı kişiliğinin şair yanını ortaya koyarlar.

Sisley alelâde gibi görünen tabiat parçalarına kendine has üslubu ile olağanüstü bir hava getirmiştir. Konuları son derece sade olduğu halde her biri de ayrı ayrı engin duygu aleminin en mükemmel birer örneğidir. Onun kış manzaralarına bakarken soğuğun iliklerimize işlediğini duyarız. Sisley’in çalışmaları, birkaçının dışında ince, yumuşak fırça darbeleriyledir. Sert kullanımıyla ise Pissaro’ya benzer. Fakat Pissaro’dan farklıdır. Sisley asla figürleri boyamaz. O genellikle kır resimleri (manzaralar) yapar. O sadece kır manzaralarının, küçük, prefabrik evler ile suların bilincindedir. Sadece onları konu almıştır.

Bugün on dokuzuncu yüzyıl sanatında manzara resmi denilince ilk akla gelen kişi Sisley, Sisley denilince de hatıra gelen tek şey Ilede France bölgesinin o şairane, birbirinden güzel manzaralarıdır.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir