Çağdaş Heykel Sanatı

Çağdaş heykel sanatını geleneksel heykel sanatından ayıran en önemli özellikler arasında konuların daha özgürce seçilmesi ve teknolojideki gelişmeler sayesinde olanakların gelişmesi sayılabilir.

Heykel sanatında bilinen doğa formları özgür bir biçimde işlenmiş ve sanatçının iç dünyasını da yansıtan form bozmalara yönelinmiştir. Geleneksel heykel anlayışının dışına çıkan formlar, neredeyse tanımlanamaz hâle gelmiş, yepyeni öz ve biçimler ortaya çıkmıştır. Beklenmedik görüntülerle karşılaşan sanat izleyicisi, başlangıçta yadırgasa da eserler üzerinde düşünmek zorunda kalmıştır. Sanatsal birikim ve deneyimler arttıkça sanat eserleri izleyicisini bulmuştur.

Heykeltıraşlar, taş, mermer, ağaç ve bronz gibi geleneksel temel malzemelere tel, demir çubuklar, metal levhalar, pleksiglas ve cam gibi maddeler eklemiş; hatta bunlar, geleneksel malzemelerin yerini almıştır. Çağdaş heykel sanatını incelemeye resim sanatında olduğu gibi empresyonist sanatçılar incelenerek başlanabilir.

Auguste Rodin (1840-1917), ele alınmadan modern heykelden söz edilemez. Dünyaca tanınmış Fransız sanatçı, özellikle modelli çalışmalarında ışığı bilinçli kullanarak elde ettiği dinamik biçim ve yüzeylerle geleneksel heykel sanatına yeni bir yön vermiştir. O, çağdaş ve izlenimci ekole bağlı olduğu hâlde aynı zamanda simgeci bir sanatçıdır.

Bir dönem Nâbiler grubunda yer alan heykeltıraş Aristide Maillol (1864- 1944), ağaç yontu heykelcikleri ve pişmiş kilden fi gürleriyle önemli çalışmalar yapmıştır. Geleneksel olanı kendi düşüncesine göre yorumlayan Maillol’un sanatı özgün niteliklere sahiptir.

Çalışmalarında konu olarak ele aldığı genç kız fi gürlerinin hepsi de çıplak olduğu hâlde belli bir kişilik taşımadığı için erotik değildir. Form, sanatçı için düşünceyi ifade eden bir araçtır. Bir genç kız formunu kompoze ederken bütün genç kızları tasvir ettiği söylenebilir.

Ressam Pablo Picasso, zaman zaman heykeller de yapmıştır. Analitik kübizm etkisinde yaptığı “Anne ve Çocuk, Mandolin”; sentetik kübizm etkisinde yaptığı “Figüratif Adam ve Koyun, Yük, Keçi” heykel alanındaki çalışmalarına önemli örneklerdir.

Raymond Duchamp-Villon (Vilyon), Julio (Hulyo) Gonzales, Constantin Brancusi (Konstantin Bırankusi), Pablo Gargallo (Gargalyo), Henri Laurens (Lorın), Alexander Archipenko (Aleksandır Arşipinka), Jacques Lipchitz (Jak Lipşitz) ve Ossip Zadkin (Asip Zatkin), diğer önemli kübist heykel sanatçılarıdır.

Raymond Duchamp-Villon’un “At” heykeli, kübist heykelin en güzel ve anlamlı örnekleri arasında sayılmaktadır. Eser, bir havyan-makine gibi tasarlanmıştır. Formda eğrilerle doğruların sentezi yapılmıştır. Hayvanın başı yana dönük, ön ve arka ögeler büyükçe şekillendirilmiş, ön ayak tırnağı üzerinde toplanmıştır. Sanatçı, böylece güçlü bir fi gür üzerinde organik, dinamik, kaynaşmış bir görüntü meydana getirmiştir.

1920’li yıllarda heykelde mekân probleminin değişik açılardan ele alındığı görülmektedir. Geleneksel heykeldeki somut hacim, yerini bir takım kuvvet çizgilerine ve gerilmelere bırakmıştır. Soyut heykel alanında eser veren konstrüktivist sanatçılardan Antoine Pevsner ve kardeşi Naum Gabo, sanatın kullanılabilir ve işlevsel olması gerektiğini savunmuştur. Eserlerinde kütlesel görüntüden uzak; boşluk ve mekânı temel yapısal ögeler saymayı amaçlamışlardır. Onlara göre mekânı hacim değil derinlik vermektedir. Bu sanatçılar, eserlerinde malzeme olarak cam, plastik, bakır, bronz ve sentetik iplik gibi işlenebilir ve biçimlendirilebilir malzemeler kullanmıştır.

İlk çalışmalarında soyut özellikleriyle işlevsel olmayan eserler üreten Gabo’nun heykellerinin yönü, önü ve arkası yoktur.

Modern sanat akımlarının hemen hemen hepsinin içinde yer alan Dada akımının kurucularından ve daha sonra aktif olarak sürrealist tarzda çalışmalar yapan heykel sanatçısı Hans Arp, meyvenin dalında büyümesi gibi sanatın da insanın içinde büyüdüğüne inanmıştır. Soyut tarzda birçok heykel ve kabartma yapan sanatçının heykellerinin çoğu açık formlar veya yoğun kitleler hâlindedir. Grafi ker ve şair olarak da tanınan Hans Arp, çalışmalarındaki bilinçaltı vurgulamalarından dolayı sürrealist kabul edilir. En önemli çalışmaları arasında “Akvaryumda Kuş” ve “Naum Gabo Çeşmesi” sayılabilir.

İsviçreli heykeltıraş ve ressam   (1901-1966) Paris’te Bourdelle’in yanında çalışmıştır. Giacometti, önceleri kübist tarzda eserler vermiş, 1930’larda sürrealizme katılmış ve düşlerini heykele dönüştürmüştür. Sanatçı, 1935-1945 yılları arasında kendine özgü eserler vermiştir. Sanatçı, kendi gerçeğini arama yollarına girmiş ve fi gürü büyük ölçüde deforme etme yoluna gitmiştir. Bunun sonucunda abartılı incelik ve uzunlukta heykeller üreten sanatçıya göre insan, güçsüz ve anlaşılmaz bir yaratıktır. Kurşundan, boyları ölçüsüz derecede uzatılmış, inceltilmiş, yürüyen, duran kadın ve erkek figürleri yapmıştır.

Henry Moore (1898-1986), Braque ve Picasso gibi sanatçılarla tanışmış ve başlangıçta soyut sürrealist tarzda denemeler yapmıştır. Sanatçı, insan formunun doğal formlara benzediğini, yuvarlak formların olgunluk ve verimlilik ifade ettiğini belirtmiştir. Bundan dolayı sanatçının çalışmalarında insan, önemli bir yer tutar. Doğal çakıl taşlarını, ağaçları ve bitkileri inceleyerek “form ve ritmin kurallarını” bulduğunu belirtmiştir. Bir taş ya da kayada doğal olarak bulunan oyuk ve delik onun için çok önemlidir. Sanatçının tek ya da grup hâlindeki birçok eseri oyulmuş, içi boş formlar biçimindedir. Boş dolu sentezi ve asimetri, onun kompozisyon ögeleridir.

Çağdaş heykel sanatında belki de en büyük yenilik, hareket ögesinin heykele sokulmasıdır. Heykel sanatında daha önceki dönemlerde de hareket algısı yaratılmak istenmiştir. 20. yüzyılda kinetik sanatın ortaya çıkışı da buna bağlıdır. ABD’li heykel sanatçısı Alexander Calder (Kalder), bir denge içinde hareket eden heykelleri ve doğal formlardan taklit edilmiş, hareket eden kuş fi gürleri yapmıştır.

Fütürizm akımının önemli temsilcilerinden, resim ve heykel alanında eser veren Umberto Boccioni (1882-1916), “Mekânda Tek Form Sürekliliği” adlı eseriyle fütürist heykelin en güzel ve en anlamlı örneklerinden birini yapmıştır. Eserde formu birçok plana ayıran sanatçı, bütün fi gürü helezon gibi kıvrılan bir yapıya dönüştürmüştür. Böylece kitle ağırlığı gitmiş, heykelde hız ve enerji havası yaratılmıştır.

Alman sanatçı Ernst Barlach (Barlah, 1870-1938), dışavurumculuk etkisinde eserler vermiştir. Çalışmalarında çok belirgin şematik ifadeler ve kübist etkilere de rastlanmaktadır. Barlach’ın heykel fi gürleri, kalın ve geniş planlanmış giysiler içinde, tıknaz görünüşlüdür. Tek ve grup hâlinde yaptığı çalışmalarının hemen hemen tümünde dramatik bir anlatım ve buna uygun bir hareket vardır. Sanatçının “Uyku” adlı iki fi gürlü bronz çalışmasında bu genel özellikleri görmek mümkündür.

Yoksulluk, sefalet, ölüm, intikam, dilenciler ve müzisyenler gibi konuları işleyen sanatçının ifadesi güçlü, betimlemeleri gerçekçi ve anlamlıdır. Malzeme olarak sadece bronz kullanmıştır. Dışavurumcu heykelde Lynn Chadwick (Lin Çadvik, 1914-2003) geometrik fi gürler, Eduardo Paolozzi (1924-2005)’nin makineyi andıran canlılar, Eduardo Chillida (Çilida,1924-2002), demir parçalarını örerek yaptığı çalışmalarıyla dikkat çekmiştir. Ayrıca Pietro Consagra (Konsagra,1920-2005) ve Arnaldo Pomodoro (1926-…)’nun maden levhalar üzerine yaptığı çalışmalar da önemlidir.

20. yüzyılın heykel devrimini Romanya asıllı heykeltıraş Constantin Brancusi (1876-1957), gerçekleştirmiştir. Onun eserleri, modern heykelin gelişimini simgeleyen, tüm fi güratif akımları redderek olağanüstü ve tutarlı bir şekilde gelişen plastik soyutlamanın habercisi sayılmaktadır. İlk çalışmalarında Rodin’in etkileri görülse de daha sonraki çalışmalarında özgünlüğünü ortaya koymuştur. 1918’den sonraki çalışmalarında soyutlamaların giderek arttığı görülür. O, heykellerine insan ya da hayvan formuyla başlamış, sonra kademeli biçimde niteliği geliştirmiştir. Eserleri, işlediği varlığın temel özelliklerini içeren kusursuz formlara indirgenmiştir; baş, vücut, kalça, omuz gibi.

1930’lu yıllarda Barbara Hepworth (Hepvört, 1903-1975), soyut heykelleriyle tanınmıştır. Onun heykelleri insanlaştırılan geometrik fi gürleri çağrıştırır. Picasso ve Gonzales’in öncülük ettiği, Calder ve David Smith (Deyvit Simit, 1906-1965)’in sürdürdüğü, çeşitli biçim ve büyüklükteki metal parçalarının heykelde kullanılması, 20. yüzyıldaki heykeltıraşların da zevk ve tarzlarına uygun gelmiştir. Alexander Calder, David Smith ve George Rickey (Rikiy, 1907-2002), hareket sanatında da heykel üreten sanatçılardır. Rickey, 1965-1981 yılları arasında yaptığı çalışmalarında hareketli yaklaşımı dikkate alarak mimari mekânı da tasarıma dâhil etmiştir. Bir tür gösteriyi andıran, anıtsal çalışmalarıyla dikkat çekmiştir. Onun heykelleri herhangi bir aygıtla değil en küçük bir hava akımıyla hareket edecek biçimde tasarlanmıştır.

 

Kaynak: Çağdaş Dünya Sanatı, MEB, 2012.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir