Müzik Yazıları: Harfler, Notalar ve Tabulaturlar

Bugün hakkında bilgi sahibi olunan tarihsel müzik yazısı sayısı oldukça sınırlıdır. Bu yazılar hakkındaki bilgi geriye doğru gidildikçe azalır.

Hakkında bilgi sahibi olduğumuz müzik yazıları incelendiğinde dizgesel açıdan üç gruba ayrıldıkları görülür (Şekil 3.1, 3.2 ve 3.3).

1. Harf Yazıları

Değişik kültür ve evrelerde birbirinden çok farklı biçimde kullanılmış olan harf yazıların ortak özelliği, perdeleri (sesleri) harflerle ifade etmesidir.

Müzik tarihi boyunca birbirinden farklı, çok sayıda harf yazısı geliştirilip kullanılmış olduğu bilinmekle birlikte kayıtlarda rastlanan harf yazılarının sayısı oldukça sınırlıdır.

2. Nota Yazıları

3. Tabulaturlar

Bugün uluslararası müzik yazısı hâline gelmiş olan nota yazısı; Orta Çağ kilise ve manastırındaki şarkıcıların ezginin iniş ve çıkışını göstermek ve böylece anımsanmasını kolaylaştırmak amacıyla ellerindeki yazmalara koydukları, neum denilen imlerden türemiştir.

Neumlarla ilgili en eski belge 817 – 834 tarihleri arasında yazılmıştır. Bu belge el yazması olduğundan neumların daha önceki durumu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bugün bilinen en eski yazmalar; tek tip bir neum biçimini değil, birbirinden çok farklı biçim ve yöntemleri yansıtmaktadır. Bu nedenle neumların tarihi tam olarak çözümlenememiştir.

Neumlar, 11. yüzyıldan itibaren bugünkü dizeğin ilk adımı sayılabilecek çizgiler üzerine yazılmaya başladı. Çizgi üzerindeki neum yazısı, zamanla yerini dizek üzerinde neum yazısına bıraktı. Dizeğin kullanılması, neumları ses yüksekliklerini belirten imler durumuna getirdi. Buna bağlı olarak çizgilere ya da çizgi aralarına gelen neumların uç kısımlarını belirginleştirdi. Böylece nota gözleri oluşmaya başladı.

Değişik kültürlerin yazı stillerine göre kimi yerde kare kimi yerde ise baklava biçiminde yapılan gözlerle kuyruklar, aynı imde birleşen parçalar hâline geldi.

Sürelerin belirtilmesi konusunda atılan ilk ve en önemli adım, ses sürelerinin uzun ve kısa ayrımına dayanan modal tartım kalıplarıyla belirlenmesi oldu. Antik Grek şiir tartımlarından alınarak müziğe aktarılan ve modus denilen 6 tartım kalıbı ve bu kalıpların belirlediği süresel ilişkiler şöyleydi: L= longa: uzun, B= brevis: kısa Bu nota yazısı ile ifade edilen süresel değerler, günümüzde kullanılan müzik yazısı ile gösterilebilir (Şekil 3.8).

Dindışı müziğin ulaştığı özgürlük, üçerli bölünmenin yanı sıra ikişerli bölünme anlayışını da getirmiştir. Müzik yazısında ortaya çıkan bu devrim sayesinde küçük değerler daha geniş sınırlar içinde kullanılmaya başlandı. Bunun sonucunda semiminima, fusa, semifusa gibi yeni ve farklı değerler ortaya çıktı.

Bu yazı biçiminin öncülerinden olan Philippe de Vitry’nin (Filip dö Vitri) ars nova adını verdiği evrede ölçek brevis olmuştur. Buna göre müzik parçasının başına konulan dairenin anlamı her brevisin üç semibrevise bölüneceğine, yarım daire konulduğunda ise iki semibrevise bölüneceğine işaret etmekteydi. Bu bölünme şekline göre üçerli bölünmelere tam, eksiksiz, mükemmel anlamına gelen perfect; ikişerli bölünmelere eksik anlamına gelen imperfect denilmektedir (Şekil 3.9).

Tartım kalıplarından süreli müzik yazısına geçiş 1225 yılında başladı. Süre göstermeyen düz şarkılar; Latincede Cantus planus (Kantus pılanus), Fransızcada Plain-chant (Plen şon), İspanyolcada Canto llano (Kantol liyano), İngilizcede Plainsong (Pileynsong) olarak adlandırıldı. Nota değerlerinde kuyruklu kareye longa (uzun), kuyruksuz kareye brevis (kısa) adı verilmeye başlandı. Bu sürelerin suskuları, iki çizgi aralığı boyunca çekilen uzun dikey bir çizgi ve iki çizgi arasına çekilen kısa dikey bir çizgidir. Bu iki nota biçimi bugün brevis 8/4’lük olarak kullanılmaktadır. Bu biçim başlangıçta uzun ve kısa heceleri en yalın biçimde belirten dörtlük ve sekizlik karşılığı gibidir.

 

Kaynak: Güzel Sanatlar Lisesi, Müzik Kültürü, MEB, 2018.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir