Orta Asya Türk Sanatının Özellikleri

Orta Asya’da yaşayan toplumların kültürel geçmişleri MÖ 5.000’lere kadar uzanmaktadır. Burada erken dönemlerden itibaren göçebe bozkır kültürü ile Orta Asya vahalarının yerleşik kültürünün izleri görülmektedir.

Orta Asya’da yaşayan ve tarihin en köklü milletlerinden olan Türklerin ise MÖ 4500’lü yıllara uzanan bir geçmişi bulunmaktadır.

Temel geçim kaynakları hayvancılık olan Türkler, yaşadıkları bölgenin aşırı sıcak olması, yeterli su ve otlak bulunmaması nedeniyle yazın yükseklerdeki platolara çıkmışlar; kış mevsiminde ise dağlar ve platoların aşırı soğuk olması nedeniyle alçaklardaki düzlüklere dönmek zorunda kalmışlardır. Bunun sonucu olarak bozkır kültürünü benimseyerek yarı konargöçer bir hayat sürmüşlerdir. Genellikle yazın yaylada yurt denilen çadırda, kışın kerpiçten ve ahşaptan inşa ettikleri evlerde yaşamışlardır. Bu yaşam tarzının sonucu olarak yanlarında taşıdıkları çadırları, sürekli kullandıkları binek ve koşum takımlarını, deri kemerlerini, silahlarını, dokuma ve madenî eşyalarını süsleyen Türkler kendilerine has bir sanat anlayışı oluşturmuşlardır.

Bozkır kültürünün etkisiyle çadırda yaşamayı tercih eden Türklerde mabet ve saray mimarisi gelişmemiştir. Zira bozkırlarda yaşam mücadelesi veren Türkler için sabit mesken yerine, süratle kurulup sökülebilen ve kolaylıkla taşınabilen çadırlar daha kullanışlıdır. Bu durum çadır sanatının gelişmesine neden olmuştur. Yurt tipi çadırlar ahşap iskeletli, yuvarlak gövdeli, konik külah biçiminde sonlanan, tepesinde dumanın dışarıya çıkacağı bir deliğin yer aldığı, üzeri kalın keçelerle kaplı ve kolay sökülüp kurulabilen özelliklere sahiptir. Çadırlarda zengin ve gelişmiş süsleme örnekleri görülmektedir. Kağan çadırı olan otağlar ise çok renkli, kıymetli kumaşlar ve ipeklilerle süslenmiş olup diğer çadırlardan daha büyüktür.

Bozkır Sanatının Özellikleri

Türkler yaşam tarzlarının gereği olarak giyecek, yiyecek ve içeceklerinin çoğunu hayvanlardan karşılamışlardır. Aynı zamanda hayvanları ulaşım ve taşıma aracı olarak da kullanmışlardır. Türklerin hayvancılığa karşı olan bu zorunlu ilgisi sanatlarına da yansımıştır. Türkler kullandıkları eşya ve silahlarını hayvan figürleri ile süslemişlerdir. Hayvan figürlerinde kaplan, pars, ayı ve kurt gibi yırtıcı hayvanların at, geyik, koyun ve keçi gibi hayvanlara saldırıları ve bu hayvanların hayatta kalma mücadelesi gerçekçi anlayışla gösterilmiştir.

Kumaş, keçe ve çadırların üzerinde ise genellikle kaplan, dağ keçisi, grifon ve geyik gibi hayvanların mücadelelerini gösteren ve aplike tekniği ile yapılmış süslemeler hâkimdir. Bu nedenle taşınabilir malzemeler üzerine aplike tekniğiyle yapılmış süslemeler “Hayvan Üslubu” olarak adlandırılmıştır. Bu üsluba göre canlandırılan hayvan figürlerinin hareketleri son derece gerçekçidir. Dağ keçisinin dizlerini kırarak ileriye fırlayışı, duruşu, çevik ve yumuşak hareketleri ile aslan grifonun sinsi ifadesi, yırtıcılığı gerçekçi bir şekilde işlenmiştir.

 

Kaynak: Sanat Tarihi, MEB, 2018.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir