Osmanlı Minyatürleri

Osmanlılar Döneminde saraya bağımlı olarak gelişen minyatür sanatının en önemli merkezi İstanbul’dur.

Erken Dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun genç padişahı, kültürlü ve sanatsever bir kişi olan Fatih, Avrupa’dan bir çok ressamı İstanbul’a getirterek resimlerini yaptırmıştır. Bu ressamlardan en ünlüsü Fatih portresi ile tanınan Gentile Bellini’dir. İstanbul’da bir süre kalan bu ressamlar saray nakkaşlarını etkilemişlerdir. Bu dönemin en önemli minyatürlerinden biri de Nakkaş Sinan Bey’in yaptığı “Gül Koklayan Fatih” portresidir. Osmanlı minyatür sanatçısının şematik bir anlatımla yorumladığı minyatürlerin en önemli özelliği, gerçekçi ve belgeleyici oluşudur. Osmanlı minyatür sanatı her şeyden önce bir imparatorluk sanatıdır. Başlıca konuları tarih, topografik kent ve yöre tasvirleri ile padişah portreleridir.

İmpratorluğun saraylarında nakşedilen minyatürler, Osmanlı İmparatorluğu’na giden yolda geçen öykülerin bir resmidir. İmparatorluğa katılan toprakların topografik görüntüleri, bu zaferlerde etkin olan padişah, sadrazam, kaptan- ı derya ve benzeri portreler, saray yaşamı Osmanlı minyatürünün konusu olmuştur. XIV. yy.dan başlayarak altı yüz yıl hüküm süren Osmanlıların minyatür sanatı, kendine özgü gelişim çizgisiyle sanat tarihinde yerini almıştır.

Fatih dönemi minyatür sanatçısı Sinan Bey’in yaptığı portrede Fatih bağdaş kurmuş, elinde tuttuğu karanfili koklamaktadır. Bu minyatürün portre özelliği ve kişinin karakterini ifade etmedeki başarısı dikkat çekicidir. Bu dönemde Osmanlı minyatüründe portre geleneğinin temelleri de atılmış olur.

Genellikle edebî, tarihî ya da bilimsel el yazma kitapları bezeyen minyatür, saf renk lekelerine, belirgin kenar çizgilerine dayanan, gölgesiz, iki boyutlu bir resim anlayışını benimser. Osmanlı minyatürcüsü, kitabın metninde anlatılan olayları resimlerken Avrupa resmine özgü ışık-gölge, perspektif, renk değerleri vb. ögeleri göz önüne almaz. Metindeki her ayrıntıyı resimler fakat yapılar, ağaçlar yan yatabilir; atlar, kuşlar pembeye, yeşile boyanabilir; gökyüzü yaldızlanır. İnsan figürü, çevresindeki nesnelerle orantılı olmayabilir.

Osmanlı minyatürü, Kanuni döneminde kişiliğini bulur. Padişah portreciliği, XVI. yy. boyunca önemini korumuştur. Dönemin ünlü nakkaşı Nigari, Sultan Süleyman ve Barbaros Hayrettin Paşanın portrelerini yapmıştır. Dönemin minyatürlerinde padişahın tahta çıkışı, elçileri kabulü, seferleri, av sahneleri veya çeşitli günlük olaylar işlenmiştir. Bu eserlerden “Süleymannâme”de, Osmanlı hanedanının soyluluğu ve gücünü gelecek kuşaklara aktaracak minyatürler görülür.

Kanuni döneminin en önemli nakkaşı Matrakçı Nasuh’tur. Aynı zamanda bir tarihçidir. Nasuh yazdığı tarih kitaplarında dönemin olaylarına, seferlerine tanıklık etmiş ve bunların bir kısmını resimlemiştir. Bunlar arasında en önemlisi, Kanuni’nin İran ve Irak seferinde geçilen coğrafyayı haritacı anlayışla resmettiği 1533-1536 tarihli “Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan” adlı eseridir.

Haliç’in iki yakasını gösteren bu minyatür, aynı zamanda bir harita işlevi de görür. Ayrıntılı plan vermesiyle dikkat çeker. Minyatürde tarihî yarımada, Haliç, Galata ve Üsküdar’ın küçük bir bölümünde üç yüze yakın önemli yapı görülür. İstanbul’un topografyası ve mimarisiyle ilgili önemli veriler sağlar.

Klasik Osmanlı minyatürü, XVI. yy.ın ikinci yarısında Nakkaş Osman’ın “Hünernâme” adlı minyatürüyle başlar. Osmanlı padişahlarının hünerlerini ve yaşamlarından bazı olayları içeren bu eserde, kompozisyon içinde yer alan figürler yalın ve gerçekçi biçimde ifade edilmiştir. Sultanın tahta çıkışı, atış ve av törenleri, yiğitlikleri, bedeni kuvveti, cesareti, felsefesi, dönemin en önemli olayları ve ölümü gibi konular işlenmiştir.

Nakkaş Osman’ın diğer bir önemli eseri de III. Murat’ın oğlu III. Mehmet’in sünnet şenliklerinin anlatıldığı “Sürnâme” minyatürleridir. Sultanahmet Meydanı’nda tüm esnaf loncalarının hünerlerini sergilediği geçit töreninin anlatıldığı, bir dizi şeklindeki bu minyatürler, döneme tanıklık etmektedir. Bu el yazması, sadece Osmanlı minyatür resmi açısından değil aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun XVI. yy. ekonomik ve sosyal durumu açısından da bir belge niteliği taşımaktadır.

Türk minyatür sanatının en güzel örneklerinden Nakkaş Osman’ın resimlediği “Sürnâme” adlı minyatürden bir kesit:

Sultan baş figür olarak minyatürün sol üst köşesinde yer alır. Bu durum, geçiş grubunun sultanın önünden geçmes. ine olanak verir. Minyatür sağdan sola doğru akış içersindedir. Gruplar tek veya çift sıra hâlinde ziyaretçilerin önünd. en sultanın bulunduğu yere doğru yürümektedir. Her meslek grubu, kendi sanatını sergilemektedir. Devlet ileri gelenlerinin, halkın ve yabancı temsilcilerin katıldığı önemli bir toplumsal etkinlik anlatılmıştır. Bu açıdan dönemin toplumsal ve ekonomik yapısıyla ilgili önemli bir belge niteliğindedir.

Hz.Muhammed’in yaşamıyla ilgili olayların anlatıldığı “Siyer-i Nebi” minyatürleri de Osmanlı minyatür sanatı örneklerindendir. Minyatürlerde; titreyen melek kanatları, alevli haleler ve bulutlarla zenginleştirilmiş yumuşak hatlar görülmektedir.

XVII. yy. başlarında, tarihî konulu minyatürlerden çok albüm resimleri yapılmıştır. Tek yaprak minyatürlerin yer aldığı albümlerde çeşitli giysiler içindeki kadın ve erkekler, farklı bir konu dünyasını müjdeler. Dönemin ustası Nakşi’nin minyatürlerinde, Topkapı Sarayı kitaplığında bulunan “Konaklayan Yolcular” adlı bir albüm resminde art arda sıralanmış rengarenk tepelerin arasına serpiştirilen ağaçlarla nakkaş, üçüncü boyutu bilinçle aramıştır. Figürlerin her biri farklı bir hareketlilikle mekâna rahatça yerleştirilmiştir. Minyatürde mekân duyarlılığı göze çarpmaktadır.

XVIII. yy. ın ikinci yarısı, Lale Devri minyatür sanatı için bir canlanma, yenilenme dönemi olmuştur. Dönemin sanatçısı Levni, portre albümleriyle dikkat çeker. “Silsilenâme” adlı eserinde padişahları, bir mekânda, arka fondaki perde motifleri içinde otururken betimler.

Sürnâme-i Vehbi” adlı minyatürlerde, figür toplulukları klasik dönem minyatürlerindeki gibi paralel veya karşılıklı sıralar şeklinde değil diyagonal biçimde, geniş mekânlara yerleştirilmiştir. Zemini oluşturan doğa kesitlerinde derinlik etkisi yaratılmıştır. Yumuşak fırça vuruşları ve gölgelemeler de dikkat çekicidir.

XVIII. yy. Osmanlı minyatüründe nakkaşlar padişahların yaşam öykülerinden başka konulara da yönelmişlerdir. Lale Devrinin modasını yansıtan kıyafetlerdeki, zarif duruşlu kadın ve erkek figürlerini resmetmişlerdir. Müzik yapan, saçını tarayan, gül tutan kadınlar, elinde şarap kadehiyle kendini bir divana bırakmış erkekler, minyatürlerin konuları arasında yer alır.Bu konuları minyatürlerinde uygulayan dönemin ünlü nakkaşlarından Buhari de figür çalışmalarıyla dikkati çekmektedir.

Lale Devrinde çiçek resimleri de çok yaygındır. Sarayların, evlerin, arabaların çiçek ve meyve resimleriyle bezendiği bu dönemde kitaplar da gül, lale, sümbül gibi çiçek resimleri veya meyve salkımlarıyla süslenmiştir. Nakkaş Ali Üsküdari’nin minyatürlerinde güller, haşhaş çiçekleri kıvır kıvır yapraklarıyla dipdiridir.

XVIII. yy.ın ikinci yarısında matbaanın hız kazanmasıyla el yazmacılığı ve minyatür sanatında bir çözülme başlamıştır. Bu sanatların yerini, Batı resim sanatının etkisiyle saray, köşk ve kasırların duvarlarına çeşitli manzaralar yapma geleneği almıştır. XIX. yy.da minyatür sanatının yerini alan yağlı boya duvar resimlerinde, o dönemi yansıtan değerler görülür.

 

Kaynak: Sanat Eserlerini İnceleme 12, MEB, 2018.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir