Pablo Picasso Kimdir?

25 Ekim 1881’de Malaga’da doğmuştur. Müze müdürlüğü yapan babası, aynı zamanda resim öğretmenidir. Babasının da etkisiyle çok genç yaşta, desen ve boyada insanı hayrete düşüren bir olgunluğa erişmiş, henüz 14 yaşındayken tanınmış bir sanat okuluna kabul edilmeyi başarmıştır.

1895-1896’da yaptığı ilk büyük boyutlu yağlı boya tablosu, Barcelona’da önemli bir sergide yer almıştır. Aile geçmişiyle ilgili olan bu resim, bir yandan akademik beğenilere seslenirken gerçekçi yaklaşımıyla da geleneksel beklentilere karşılık vermiştir.

1897’de İspanya’nın en tanınmış sanat akademilerinden biri olan San Fernando Akademisine girmiştir. Eğitiminde akademiden daha çok Prado Müzesine yaptığı geziler etkili olmuştur. Orada yaptığı sayısız kopyalar, onun özgün resimleri için bir temel oluşturmuştur. Sanatçının Madrid günleri, yakalandığı kızıl hastalığı nedeniyle kısa sürmüş ve tedavi için Barcelona’ya dönmüştür. Burada sıkılan Picasso, arkadaşı Manuel Pallares ile birlikte küçük bir dağ kasabası olan Horta de Ebro’ya gitmiş, çalışmalarına orada devam ederek resimsel kimliğini bulma yolunda önemli adımlar atmıştır.

1900’lerde Paris’e geldiğinde Toulouse Lautrec, Paul Cezanne, Edgar Degas ve Pierre Bonard gibi ressamların eserlerini incelemiştir. Picasso için Paris, alışkanlıkları ve geleneklerinden kopabileceği ve özgürlüğüne kavuşabileceği bir yerdir. Henüz kendi özgün biçimine ulaşmamış olan Picasso, diğer ressamlarla ilişkilerini yavaş yavaş azaltmıştır. Özgün sanatçı kimliği, “mavi” ve “pembe” dönemleriyle başlamıştır.

Picasso, yıllar önce Paris’e birlikte geldiği, Paris’in renkli yaşamının şaşkınlığını paylaştığı arkadaşı Carlos Casagemas’ın ani ölümünden derinden etkilenmiş ve Casagemas’ın toprağa verilişinin üç resmini yapmıştır. Bu resim, Picasso’nun mavi döneminin başlangıcı kabul edilir. Picasso, duyduğu üzüntüyü ve yaşadığı kederi bu eserde yansıtmak için mavi rengi uygun bulmuştur. Mavi renkten yaklaşık dört yıl vazgeçmeyen sanatçının resimlerinde renkler, gittikçe azalmış ve neredeyse tek renkli hâle gelmiştir. Bu dönemde kullandığı renkler, özgün tarzının bağımsız bir ögesidir ve artık gerçekçilikten uzaklaşmıştır. Mavi dönemdeki resimlerinde yalnızlık ve sevgisizliği ön plana çıkarmıştır. Onun ününün duyulmasında önemli pay sahibi olan Apollinaire, onun mavi dönem resimlerini “Nemli bir uçurum gibi mavi, gözyaşı ıslaklığına sahip bir sanat.” olarak değerlendirdiği bir yazı yayımlamıştır. Picasso’nun mavi dönemi, 1904’e kadar devam etmiştir.

Picasso’nun pembe döneme geçişinde Fernande Olivier ile ilişkisi önemli bir etken olmuştur. Ressamın iki dönemi arasındaki ayrımını belirleyen çizgi, oldukça nettir. Bu ayrım, yalnızca biçimsel özelliklerle sınırlı değildir; seçilen konular da önemli ölçüde değişmiştir. Bu dönem resimlerinde yalnızlık ve tek başınalık ögelerine rastlanmaz. Resimlerinde yoksulluğun, bunalımın, kör ve sakatların yerini soytarılar, ip cambazları ve palyaçolar almış, daha canlı ve karşıt renkleri kullanmıştır. Picasso’nun resimlerindeki değişimin bir nedeni de ilerici edebiyat çevreleriyle ilişkisinin artmasıdır.

Picasso’nun sanatının önemli dönüm noktalarından biri de kübizm dönemidir. 1907’de yaptığı “Avignonlu Kızlar” adlı resim, bu dönemin işaretlerini vermiştir. Cezanne’dan aldığı esinle formları geometrikleştirmiş, Rönesans’tan beri kullanılan mekânsal perspektifi bırakarak sanatında yeni bir dönüm noktasına gelmiştir. 1908’de Braque’la birlikte çalışmaya başlayınca resminde yer alan objeleri parçalamış; meyve tabaklarını, şişeleri, cam bardakları, müzik aletlerini ölüdoğa resimlerinde kullanmışlardır. Bu tarz çalışmalarla doğadaki nesneler, sanat eserinde sanatçının üslubuna uygun görüntülerle verilmeye başlanmıştır. Picasso, 1912-1914 yılları arasında cam parçaları, gazete kâğıtları, odun parçaları vb. materyalleri resimlerinde kullanmıştır.

Picasso, insanı hayrete düşüren bir hayal gücüyle çeşitli üslup değişikliklerine girişmiştir. Yeni klasik dönem, yeni romantik dönem ve fanteziler dönemi bu değişikliklere örnek verilebilir. Picasso, resim kadar heykel, grafik ve seramik gibi diğer sanat dallarıyla da ilgilenmiştir.

1950-1960 yılları arasında özellikle grafi k sanatına yönelerek afişler hazırlamış; litografi , gravür ve desenler yapmıştır. Sanatçı, kendi sanat kariyerini yarı alaycı bir üslupla “Ressam olmak istemiştim; Picasso oldum.” diye tanımlamıştır. Picasso, 1973’te Güney Fransa’da ölmüştür.

Kaynak: Çağdaş Dünya Sanatı, MEB, 2012.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir