Türk Müzik Kültürünün Kökeni

Türkler, İslamiyet öncesi ve sonrasında tapınmada, savaş törenlerinde, eğlence ve dinlencede, küçük çocukları uyutmada müzikten yararlanmış ve bunu sonraki kuşaklara aktarmışlardır. Bu öğretiler sonucunda oluşan birikimler birey, toplum ve devlet yaşamını geliştirmiştir.

Eski Türk kültüründe gerçekleşen ve günümüze değin sürekliliğini koruyan müzik; dinsel müzik, din dışı müzik, sivil müzik, askerî müzik, halk müziği ya da sanat müziği biçimde sınıflandırılmıştır. Orta Asya’da göçebe hayat sürerken komşu Çin, Moğol ve Hint müzikleri, Batı Asya’da Fars müziğiyle karşılaşan Türkler, İslamiyet’in kabulünden sonra Arap ve Farslarla birlikte birtakım yeni müzik oluşumları meydana getirmişlerdir.

Türklerin İslamiyet’ten önceki dinî inançlarının merkezinde Gök Tanrı inancı vardır. Tabiat kuvvetlerine inanma, atalar kültü, dua, kurban sunma ve törenlerden kurulu bir inanç sistemi olan Gök Tanrı inancı, tek Tanrı düşüncesi etrafında şekillenmiştir.

Orta Asya Türklerinin eşya ve hayvanlarıyla gömüldükleri mezarlara kurgan denilmektedir. Bir kurgan; kare veya dikdörtgen biçiminde, yer seviyesinin altında, karaçam kütüklerinin birbirine geçmesiyle oluşan duvarların oluşturduğu odalardan meydana gelir. Genellikle üzerine toprak yığılarak yapılan karakteristik mezar yapılarıdır. Mezar yerinin belli olması için gömü yerinin üzerine, toprak ve çakıl taşı yığılmıştır. Yığılan bu toprağın akıp gitmemesi için mezarın etrafı taşlarla çevrilmiştir.

Orta Asya’da bulunan belli başlı kurganlar şunlardır:

Noin-Ula Kurganı: (Noyon-Ula) Moğolistan’ın kuzeyinde Noin-Ula’da bulunan Asya Hunlarına ait kültür ürünlerinin ortaya çıkarıldığı kurgandır.

Şipovo Kurganı: Avrupa Hunlarından kaldığı tahmin edilen bir kurgandır.

Pazırık Kurganı: Orta Asya’da, Altay Bölgesi’nde bulunan bir kurgandır.

Esik Kurganı: Eski Türklere ait olduğu düşünülen bir kurgandır. MÖ 5. yüzyıldan kalma olduğu sanılan, Kazakistan’da bulunan kurgandır. Bu kurgan, ünlü Kazak arkeoloğu Kemal Akişev tarafından yapılan kazılar sonucunda bulunmuştur.

Salbık Kurganı: Hakasya’da bulunan tarihi bir kurgandır. Yenisey Havzası’nın orta kısmında bulunan en büyük kurgandır. Devlet tarafından müze hâline getirilmiştir. Bu kurganlarda Tagar kültürünün izleri görülür. Tagarlar bugünkü Akaban ve Yukarı Yenisey/Minusk Bölgesi’nde yaşayan bir medeniyettir. Bölgede çok sayıda kurgan olduğu için bu bölgelere Kağanlar Vadisi de denilir.

Ölünün ardından iyi niteliklerini belirten, ölümden duyulan acıyı dile getiren söz veya melodilere sagu adı verilmektedir. Türklerde cenaze törenlerine yoğ ya da yuğ denir.Törenlerde melodi eşliğinde söylenen ağıtlar, tarih boyunca önemli bir kültürel unsur olarak yaşamıştır.

Kam, bu dünya ile diğer dünya arasında şifa vermek amacıyla bağlantı kuran ve dinî ayinler tertip eden kişi olarak tanımlanır. Kamın davul ve def çalarak coşkuya kapılması ve kendinden geçmesi sonucu farklı âlemlere yolculuklar yaptığına inanılırdı.

Kırgızlar ve Kazaklarda yapılan yuğ törenlerinde kadınların söyledikleri ağıtlara erkeklerin alçak sesle iştirak ettikleri ve bu ezgilerin Hunlara dayandığı düşünülmektedir. Hun kamlarının da kimi durumlarda sagu (ağıt) söylediği bilinmektedir.

Ağıt yakma pek çok Türk destanında da işlenir. Ağıt yakma binlerce yıllık Türk kültürünün vazgeçilmez bir parçasıdır. Yugçı ya da sıgıtçı da denilen, bu işi meslek edinmiş kadınlar ölenin bütün meziyetlerini dile getiren ağıtlar söyleyip, ağlayarak acıyı dile getirmişlerdir. Günümüzde Malatya’da bu işi yapan kadınlara keynenibaşı denilmekte ve orta Asya’dan gelen bu kültür devam etmektedir. Hun İmparatoru Atilla’nın ölümü sonrasında yapılan yuğ töreninde düdüklerin, davulların çalındığı, ozanların da ağıt yakarak ağladıkları Türk destanlarında geçmektedir.

Kurganlarda, ölen kişiye ait değerli eşyalar arasında telli saz ve davulların bulunması, Hun ileri gelenlerinin müziğe verdiği önemi göstermektedir. Asya Hunları Dönemi’nde, devletler arası ilişkilerde, karşı tarafa hediye olarak müzik aleti göndermenin siyasi ve kültürel bir anlamının olması da müzik konusuna verilen önemin göstergesidir.

Yuğlarda söylenen ağıtlar, anıtlar ve yazılı eserler yardımıyla günümüze ulaşmıştır. Köl Tigin Yazıtı’nda ölenin yuğ törenine gelen yasçı ve ağlayıcılardan söz edilmiştir. Bu yazıtlardan elde edilen bilgilerin ışığında kağanların ve devletin ileri gelenlerinin cenazelerinde Tuğ Takımlarının da olduğu sanılmaktadır. Orhun Kitabeleri’nde Bumin Kağan’ın ölümüne yugçı ve sıgıtçıların (yasçı ve ağlayıcı) geldiğinden söz edilmektedir. Manas Destanı’nda da Köketey Han’ın aşına gelen boylar ve hükümdarlardan özenle bahsedilmiş ve burada ağıtçıların da olduğu söylenmiştir. Göktürklere ait Birinci Altun Köl Kitabesi’nde Kahraman Bars’ın ölümü anlatılmakta ve onun ardından yakılan ağıt yer almaktadır. Bahsedilen ağıt şu şekildedir:

Altun Suna Yış keyiki, artgıl! Toggıl! (Ey Altın Suna Dağı, dağının geyiği yine doğasın, çoğalasın.)

Yukarıdaki dizelerde ve benzer örneklerde görülen ağıtlar doğaçlama melodilerle bezenerek günümüzde de yakılmaya devam etmektedir. Ağıtlarda söylenen melodilerin doğaçlanarak yapıldığı, belli bir kalıbının olmadığı kesindir.

Uygur Türklerine ait yuğ törenlerinde de ölene duyulan özlemin, ayrılığın anlatıldığı sözler söyleme geleneği devam etmektedir.

Kurganlarda enstrümanı çalan kişi enstrümanlarıyla gömülmüştür. Yapılan çalışmalarda bunun birçok örneğine rastlanır.

 

Kaynak: Güzel Sanatlar Lisesi, Müzik Kültürü, MEB, 2018.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir