Türkiye’de Sinema Akımları

Dünyada yaşanan olaylar, ekonomik krizler, dünya savaşlar, ülke buhranları tüm sanat türlerinde olduğu gibi sinemada da ve onun gelişiminde de etkili olmuştur.

Aynı durum, ülkelerin kendi içindeki sinema gelişimleri için de söz konusudur. Toplumsal yapı, toplumu oluşturan tüm öğelerle etkileşim halindedir ve bu etkileşim değişimi beraberinde getirmektedir.

Toplumda yaşanan değişimler doğrudan ya da dolaylı olarak sinemaya da etki etmiştir. Toplumsal etkilerin sonucu sinema dönem dönem kendini geliştirmek için uygun ortamı bulurken, kimi dönemler de ise gerilemek ya da duraksamak zorunda kalmıştır. Türkiye’de yaşanan siyasal, sosyal ya da toplumsal olaylarda Türk Sineması üzerinde etkili olmuştur.

Türkiye’de yaşanan toplumsal gelişim ve değişimler de sanatın birçok alanında olduğu gibi Türk sinemasını da etkilemiş ve yeni konuların, akımların ve yönetmenlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle 1950 – 1960’lı yıllarda dünya sinemasında bir hareketlilik söz konusuyken, Türk sineması, toplumun kültürel, ekonomik, siyasal çalkantıları içinde kendi çapında varlığını kanıtlama çabası içine girmiştir.

1950 – 1960 yılları arasında yaşanan değişimler ve 27 Mayıs İhtilali de, Türk sinemasında farklı akımların doğmasına neden olmuştur. Bu akımlar, Ulusal Sinema, Devrimci Sinema, Milli Sinema ve Toplumsal Gerçekçi Sinema akımlarıdır.

Ulusal Sinema Akımı

Ulusal Sinema akımının ortaya çıkışı, 1960 – 1967 yıllarına rastlamaktadır. Bu akımın öncü isimleri Halit Refiğ ve Metin Erksan olup, akımın başlayışı da toplumcu yazar Halit Refiğ’in “Ulusal Sinema Kavgası” adlı eserine dayanmaktadır.

Ulusal Akım, genel olarak halka, haklın taleplerine ve beğenilerine dayanmaktadır. Bu akımın önemli temsilcilerinden biri de Duygu Sağıroğlu’dur. Ulusal Sinema kavramı, Batının bazı kalıplarının Türk sinemasına uyarlanmasına karşı çıkan bir anlayışla adeta Batı sinemasına bir reaksiyon olarak doğmuştur. Ulusal Sinema Akımı, 1964’te Metin Erksan’ın yaptığı “Susuz Yaz” filminin Berlin Film Festivalindeki “Altın Ayı” ödülünü kazanmasının akabinde gerçekleştirilen “Sinema Şurası “ile ortaya çıkmıştır.

1960’lı yıllarda gelişen Yeşilçam sineması, aynı yıllarda tıpkı siyasetin halka açılışı gibi sinemanın halka açılışı ve ulusal özellikler taşımaya başlaması bakımından Türk sinema tarihinde olumlu ve önemli bir adım olmuştur.

Ulusal sinema akımına verilebilecek en iyi örnekler arasında Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı”, “Kuyu”, Atıf Yılmaz’ın “Yedi Kocalı Hürmüz” gibi örnekler, Halit Refiğ’in ise “Haremde Dört Kadın”, “Bir Türk’e Gönül Verdim”, gibi filmleri sayılabilir.

Milli Sinema Akımı

1960’lı yılların sonlarında görülen siyasi ortamdaki karışıklık, sinemada görülen yozlaşma ve ideolojik bir çevrenin, sanat ve sinemadaki düşüncelerinin sonucu olarak ortaya çıkan akımların en önemlilerinden birisi Milli Sinema Akımı olmuştur. Ulusal Sinema Akım’ına benzemekle birlikte, ‘dini esaslara’ vurgu yapmasıyla, ulusal akımdan bu yönüyle ayrılmaktadır.

Milli Sinema akımının önde gelen temsilcilerinden biri Yücel Çakmaklı’dır. Çakmaklı, Şule Yüksel Şenler’in “Huzur Sokağı” adlı romanından uyarladığı ve başrolünü Türkan Şoray’ın oynadığı “Birleşen Yollar” adlı filmi çekmiştir.

Yücel Çakmaklı filmlerinde İslam dininin Osmanlı kültürü üzerindeki güçlü etkisini vurgulamaktadır. Çakmaklı, bu perspektiften bakıldığında Milli Sinemanın kökenlerinin Osmanlı ve Selçukluya ait değer ve inan. Sistemlerinden oluştuğunu da belirtmektedir.

Çakmaklı sonrasında çalışmalarına Necip Fazıl Kısakürek’in özgün senaryosundan olan “Çile”yi çekerek devam etmiştir. Çile’de yine kurtuluşu geleneksel ve dini değerlerde arayan kişilerin öykülerine yer vermiştir. Çile filminden sonra, “Oğlum Osman” “Diriliş” “Kızım Ayşe”,“Memleketim” filmlerinde, kumarın, alkolün, batı kültürünün olumsuz yönlerini gözler önüne sermeye çalışmıştır.

“Sinema diline hâkim bir yönetmen olarak geniş kitlelerin beğenisini kazanan Çakmaklı, Yeşilçam serüvenini tamamlayarak yine çoğunlukta aynı temaları işlediği televizyon filmleri çevirmiştir.” Yücel Çakmaklı, 1975 yılında TRT’ye geçerek, Türk edebiyatının ünlü eserlerini, ilk kez televizyona uyarlayan yönetmen de olmuştur. “Bunlar arasında, “Küçük Ağa”, “Kuruluş”, “Bir Adam Yaratmak”, “Hacı Arif Bey”, “Aliş ile Zeynep” gibi filmleri saymak mümkündür.

Milli sinema akımı içerisinde Metin Uçakan da ele alınabilir. Uçakan, her ne kadar, filmlerini daha politik bir platforma taşısa da, genellikle bu akımın etkileri görülmektedir. Bu sinema, aynı zamanda İslami kimlik üzerindeki baskı konusunu, dini kişiliklerin hayatlarını ve günümüz insanının yaşadığı sorunları ele alan öyküleri perdeye taşımıştır. “İskilipli Atıf Hoca” ve “Yalnız Değilsiniz” filmleri, Uçakan’ın önemli filmleridir.

Devrimci Sinema Akımı

Karşı sinema (counter cinema) kavramı ilk kez 1970’lerde Peter Wollen tarafından ana akım sinemanın ideolojisi, kuralları ve kodlarıyla mücadele eden ve bunları yıkmaya çalışan filmler için kullanılmıştır. Deneysel ya da kurmaca olarak karşımıza çıkan karşı sinema örnekleri genellikle normal ticari kanallar dışında dağıtım ve gösterim olanağı bulmaktadır. Karşı sinema filmleri, sermayesi bağımsız olan veya bir stüdyo tarafından üretilmeyen filmlerdir.

Ülkemize baktığımızda ise, 1970’li yıllarda devrimci nitelikteki film örnekleri, Yılmaz Güney sinemasıyla başlamaktadır. Devrimci olmasını sağlayan en önemli özelliklerden biri, genellikle köy konularını filmleştirmiş olmasıdır.

Yılmaz Güney’in yönettiği ya da senaryosunu yazdığı filmlerden bazıları, “Arkadaş” (1974),“Endişe” (Şerif Gören, 1974), “Bir Gün Mutlaka” (Bilge Olgaç, 1975), “Sürü” (Zeki Ökten, 1978) ve Cannes Film Festivali’nde Costa Gavras’ın “Kayıp” (Missing, 1982) adlı filmiyle Altın Palmiye Ödülü’nü paylaşan “Yol” (Şerif Gören, 1982) gibi filmlerdir.

Aynı yıllarda köylerde yaşanan sorunlar, köyden kente göç, işçilerin sorunları, kadının ezilmesi, sınıf atlama arzusu, sendikalaşma olgusu gibi konuları Ömer Lütfü Akat da filmlerinde işlemiştir. Bu filmlerden bazıları “Gelin” (1973), “Düğün” (1974) ve “Diyet” (1975) şeklindedir.

Toplumsal Gerçekçilik Akımı

27 Mayıs askeri müdahalesi Türkiye’de demokrasi temellerini genişletip, pekiştirmiştir. Bununla birlikte sosyal devlet anlayışını, toplu sözleşme ve grev hakkını, çoğulcu anlayışı, Anayasa Mahkemesi, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, Cumhuriyet Senatosu gibi kurumları getirmiştir. (Akşin, 2004)Dolayısıyla Toplumsal Gerçekçi Türk Sineması Akımı’nın doğuşunda 27 Mayıs İhtilalinin etkisi büyüktür ve yaşanan ihtilal süreci sadece Türk toplumu için değil aynı zamanda Türk sineması içinde bir dönüm noktası olmuştur. Söz gelimi, 1961 Anayasası, daha önceki dönemde görülmeyen sosyalist partilere, sendika hareketlere izin vermiş, ülkenin sorunlarına değişik bakış açılarından yaklaşmayı sağlamıştır.

1960 İhtilalini izleyen yıllarda, sinema dergileri, kulüpler ve festivaller, farklı bir coşku ve canlılığa kavuşmuş; 1960 ihtilali sonrası, yeni kuşak yönetmenler yetişmeye başlamıştır.

Toplumsal Gerçekçi Türk Sineması akımına göre, sosyal problemlere yönelinmeli, hakları elinden alınan ya da suiistimal edilen emekçi kitlelerin sorunları, şehirleşme ve sanayileşmenin getirdiği sonuçlar incelenmeli, bunlara çözüm yolları araştırılmalıdır. Bu yönelimle, bütün dramatik kurgu, daha durgun, daha soğukkanlı, daha bilimsel bir özelliğe doğru gidilmiş ve ifadeler, aşırılıktan kurtularak, konular halkın sosyal hayatında birer yara haline gelen günlük sorunlardan seçilmiştir.

 

Kaynak: Elçin ADIGÜZEL, Toplumsal Gerçeklik Akımı Perspektifinden Zeki Demirkubuz Sineması

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir