Uygur Sanatının Özellikleri

Uygurlar, Orta Asya’da refah ve hoşgörünün geliştiği zengin bir kültür oluşturmuşlardır. Maniheizm ve Budizm başta olmak üzere birçok dinî inanışın barış içinde bir arada yaşamasını sağlamışlardır

Kutluk Bilge Kağan tarafından 744’te kurulan Uygur Devleti’nin başkenti Ordu-Balık’tır. Kutluk Bilge Kağan’ın yerine geçen oğlu Moyençor zamanında Orta Asya’daki Türk boylarının çoğu egemenlik altına alınarak güçlü bir devlet oluşturulmuştur. Bögü Kağan zamanında devlet en parlak dönemini yaşamıştır. Fakat bu dönemde kabul edilen Maniheizm dininin Uygurların savaşçılığı üzerindeki olumsuz etkisi ve daha sonra gelen kağanların aynı başarıyı gösterememesi üzerine devlet zayıflamaya başlamış ve 840 yılında Kırgızlar tarafından yıkılmıştır.

Uygur Sanatında Mimari

Yerleşik hayatı benimseyen Uygurlar, büyük saraylar ve tapınaklar inşa ederek mimarlık alanında kalıcı eserler bırakmışlardır. Yaşadıkları bölgenin verimli tarım alanı olması ve yeni inançlarının da tapınak mimarisine önem vermesi bunda etkili olmuştur.

Uygurlar, şehircilik alanında büyük gelişme kaydetmiş, birçok kent kurup etrafını surlarla çevirmişlerdir. Evler, saraylar, manastır ve tapınaklar Uygur kent mimarisinin önemli ögeleridir. İki kanatlı kapıdan girilen, etrafı yüksek duvarlarla çevrili evlerde oturan Uygurlar, daha öncede kullanılan kerpiç ve toprak damlı ev mimarisini daha da geliştirmişlerdir. Bu evler yarım metre yüksekliğinde tuğla duvar üzerine, avlulu ve tek katlı olarak yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olan evlerin pencereleri yuvarlak ve kemerli, çatıları ise kiremitle örtülüdür. Uygur evleri plan açısından Anadolu’daki Türk evleri ile benzer özellikler göstermektedir.

Uygurlar Budizm ve Maniheizm dinlerinin tapınak mimarisinin etkisiyle mabetlerini kubbeli ve köşe tromplu olarak inşa etmişlerdir. Hoço’da bulunan saray, köşk ve mezar harabelerinde tonozlu ve kubbeli kısımlar ile duvarlara yapılan resimler dikkat çekmektedir.

İlk türbe örneklerinden olan kubbeli mezar yapıları anıt mezarlara örnek teşkil etmektedir. Uygur mimarisinde çok sık görülen ve Stupa denilen kubbeli tapınaklarda duvar ile kubbe arasındaki bağlantıları sağlamak için üçgenler kullanılmıştır. Daha sonraları Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde kullanılan bu üçgenler “Türk Üçgeni” olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde yapılan manastır ve tapınaklar mekân tasarımı ve avlu etrafındaki oda dizileriyle Türk-İslam devletlerindeki medreselere örnek olmuştur.

Uygur Sanatında Heykel

Uygurlar tapınaklara yaptıkları heykeller ile bu alanda büyük gelişme göstermişlerdir. Bu gelişmede Göktüklerdeki balbal geleneğinin de etkisi vardır. Tapınaklardaki Buda heykellerinin yanında, at, deve ve keçi gibi hayvan figürleri realist ve özgün bir anlayışla yapılmıştır. Kızıl ve Sorçuk kentlerinde çok sayıda heykel bulunmuştur.

Kızıl’da bulunan bu döneme ait diz çökmüş erkek heykeli alçıdan yapılmış ve omzunda yük taşır şekildedir. Yine Sorçuk’ta bulunan at başı heykelinde yele ve perçemler gerçekçi şekilde verilmiştir. Bu heykelde Uygurlar kendilerinden önce Hunlar ve Göktürklerde de görülen Türk hayvan üslubunun özelliklerini yansıtmıştır.

Uygur Sanatında Resim

Uygurlar eski Türk resim sanatının en önemli temsilcilerindendir. 8-11. yüzyıllardan kalma Budizm ve Maniheizm etkisindeki resim ve minyatürler bugüne kadar bilinen en eski Türk resim örnekleridir. Koyu mavi ve kırmızı renklerin yoğun olarak kullanıldığı bu resimlerde genellikle Uygur prensleri, vakıf yapanlar ve müzisyenler tasvir edilmiştir. 750’den sonra Türk resminde portre sanatının ilk örnekleri karşımıza çıkmaktadır. Sorçuk’ta bulunan “Kadın ve Erkek Vakıfçılar” freskolarında yüzler ve giysiler ayrıntılı olarak belirtilmiştir.

Bezeklik’te bulunan freskoda Uygur prensleri realist şekilde tasvir edilmiştir. Hoço’da bulunmuş olan dört nala koşan at freski Uygur resminin gelişmişliğini gösteren en iyi örneklerdendir.

Turfan şehrindeki kayalara oyulmuş mabetlerin duvar ve tavanları freskolarla süslenmiştir. Uygurlardan kalma Maniheist kitapların sayfalarında kısmen dünyevi, kısmen de dinî sahnelerin canlandırıldığı minyatürler vardır. Ayrıca Maniheizm mabetlerinde ayinlerde kullanılan büyük resimli sayfalar ile sancaklar bulunmuştur. Hoço’daki bir tapınağın bayrağında bulunan Vakıfçı portresi ile dindarlar minyatürü öne çıkan eserlerdendir. Günümüze kadar gelen Uygur minyatürleri İslami Dönem minyatürlerine kaynaklık etmiştir. Bezeklik’te bir keçe örtü üzerinde bulunan ve Uygur resim sanatında hayvan üslubunun etkisinin görüldüğü “Kanatlı Ejder” tasviri dikkat çekici örneklerdendir.

 

Kaynak: Sanat Tarihi, MEB, 2018.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir