Akad Sanatı

Suriye’den Fırat Nehri’ni izleyerek Sümer ülkesine gelmiş olan Sami kökenli Akadlar’ın, Mezopotamya’ya göçlerinin başlangıcı konusunda yeterince bilgi yoktur.

Fakat göçlerinin yüzyıllarca sürdüğü anlaşılmaktadır. Akadlar, egemen bir güç haline gelinceye kadar Sümer kent kültürünü özümsemiş ve kendi katkılarıyla birlikte bu kültürün sonraki toplumlara aktarılmasında önemli rol oynamışlardır. Akadlar, kral Sargon yönetiminde başkenti Agade olan bir devlet kurmuş ve Elam, Anadolu, Suriye ve Yukarı Dicle bölgelerinin doğal zenginliklerini ele geçirmişlerdir. Samilerin daha geniş düş gücü ve özgür yaratıcılıkları hiçbir kopma olmadan Sümerlerin düzenli sanatını özümsemiş ve ona bir yumuşaklık kazandırmıştır. Akad Krallığı, Mezopotamya’da kurulan ilk imparatorluktur.

Akad Kralları “Evrenin Kralı ve Akad’ın Tanrısı” gibi unvanlar kullanmaya başlamışlardır. Dolayısıyla Akad sanatı, sarayın ve kralın yüceltilmesi kurgusuyla şekillenmiş propaganda amaçlı kabartma ve stel (dikili taş) örneklerinden oluşmuştur. Kral Naram-Sin, stelinde, kendisini yalnızca ilahi varlıklara özgü bir simge olan çift boynuzlu bir başlıkla betimletmiştir. İki metre yüksekliğindeki stel, İran sınırındaki Lullubi adlı bir kabileye karşı kazanılan bir zaferin anısına Babil yakınındaki Sippar’da dikilmiştir. Bu taş üzerinde tanrı-kral düşman askerlerine basarak ordusunun önünde dağlara tırmanmaktadır. Başında boynuzlu başlık, üzerinde kraliyet nişanları olan ok, yay ve savaş baltası, ayaklarında Mezopotamya’ya özgü sandaletleri vardır. Burada Kral Naram-Sin’in en tepede olduğu hareketli, üçgen bir kompozisyon tasarlanmıştır. Ortaya koyulan kompozisyon, figürlerin daima yatay katmanlara yerleştirildiği Sümer heykelciliğinden daha ileri bir adımı temsil etmiştir. Ayrıca Ninova’da bulunmuş olan ve son derece güzel işçilikli, döküm tekniğinde yapılmış tunçtan bir baş, bu dönem sanatının ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Akadların ve arkasından da Amurruların gelişinden itibaren yavaş yavaş Mezopotamya’nın tümüne yayılan Sami kökenli toplumlar, iki bölgede uzun süre devam edecek siyasal ve kültürel merkezler oluşturmuşlardır. Bu merkezlerden kuzeyde yer alan Asur, güneyde eski Sümer ülkesinde ise Babil öne çıkmıştır. Bu iki merkez, Mezopotamya uygarlıklarının temsilcisi olarak sahip oldukları köklü gelenekleri neredeyse kesintisiz bir biçimde MÖ 7 ve 6. yüzyıllara kadar sürdürmüşlerdir.

Eski Asur, Orta Asur ve Yeni Asur Krallığı olarak son başkent Ninova’nın yıkılışına kadar oldukça uzun süre varlığını koruyan Asur kültürü, birçok bakımdan Sümerler Dönemi’nde oluşan köklü geleneklerin devamıdır. Asurlular, oluşturdukları geniş ticaret ağı ile Mezopotamya kültürünü farklı bölgelere yaymışlar, farklı kültürleri de Mezopotamya’ya taşımışlardır.

Devletin gücünü ve kralın başarılarını ölümsüzleştirmek amacıyla saray duvarlarını süsleyen figürlü kabartmalar, dönem sanatının ulaştığı seviyeyi gösteren en önemli eserlerdir. Önemli saray yapıları arasında Nimrud’da Kuzeybatı Sarayı, Horsabad Sarayı, Ninova’da Güneybatı Sarayı ve Kuzey Sarayı sayılabilir. Asur sarayları iki avlu çevresine yerleştirilmiş kabul salonu, harem ve diğer mekânlardan oluşmaktadır. Kral II. Asurnasirpal’in (883-859) Nimrud’da yaptırdığı Kuzeybatı Sarayı’nın kabul salonu propaganda amaçlı yapılan taş kabartma levhalarla süslenmiştir. Tanrı kabartmaları ve kutsal sembollerle birlikte en etkileyici kabartmalar savaş ve av sahnelerini içerir. Kabartmalarda kral daha belirgin ve ön planda işlenmiştir. Kötü ruhlardan korunmak için saray girişlerine “Lamaşşu” adı verilen heykeller yerleştirilmiştir. Bütün süslemeler saraya gelen ziyaretçilerin görebileceği şekilde düzenlenmiştir.

Saray duvarlarındaki ortostadlar (anıtsal yapılarda cephelerin alt kısımlarını korumak için kullanılan kabartmalı taş blok ve levhalar) dönemin tasvir sanatının en güzel örnekleridir. Taş bloklar üzerine işlenen sahneler genellikle sefer ve sefer sonrasında yapılan kutlamalardan, dinî törenlerden ve av sahnelerinden seçilmiştir. Bu dönem için yeni olan, taş levhalar üzerine bir öykünün arka arkaya film şeridi gibi işlenmesidir. Bu öykücü anlatım imparatorluğun sonlarında daha karmaşık bir biçimde savaş sahnelerine de uyarlanmıştır. Asurlularda aslan avı geleneği kralın halkın karşı koruma güdüsünü simgeler. Asurbanipal (668- 627) Dönemi’nde yapılan dizi şeklindeki av sahnelerinde, avın tüm gerçekçiliği ve gerginliği betimlenmiştir.

Heykel ve kabartmalarda ağır tören giysileri içinde ayakta duran sakallı kral figürleri güçlü kuvvetli ve ürkütücü olarak tasvir edilmiştir. Genellikle tapınaklara armağan olarak yapılan heykellerden günümüze az sayıda örnek ulaşmıştır. British Müzesi’nde yer alan II. Asurnasirpal’in heykeli en önemlilerindendir. Asur sanatında, taş ve maden eserler dışında fil dişi, cam eserler ve Mezopotamya sanatının devamı olarak çeşitli damga ve silindir biçimli mühürcülük ürünleri de bulunmaktadır.

 

Kaynak: Genel Sanat Tarihi 10, MEB, 2018.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.