Bağımsız Hollywood Filmlerinin Biçimsel Özellikleri

Bağımsız-Hollywood  sineması, anlatım biçimi olarak Hollywood dışında gelişmesine karşın bugün yine Hollywood’un bir parçasıdır. Bu, oyuncularından-teknik imkânlarından faydalanması ve Hollywood firmaları tarafından dağıtılmasıyla ilgili olduğu gibi, Hollywood’un tüm dünyada sinemayla özdeşleşerek ulusal sinemalar “öteki” olamayacak kadar yaygınlaşması yüzündendir. Avrupa’da bile seyirci, filmlerinin Amerikanlaşmasını istemekte, onun hızlı ritmi, star sistemi ve teknik gelişmesine uyulmasını beklemektedir (Everett, 1996).  Ucuz Roman (1994, Pulp Fiction) gibi bir film, Hollywood oyuncularıyla kotarılmakta, onun yıldızlarına ve trüklerine göndermeler yapmakta ve bir Hollywood firması tarafından dağıtılmaktadır. Hollywood’un yaygınlaşması, kapitalizmin kendini sürekli yenileyerek yayılmasıyla aynı anlama gelmektedir. Bu yaygınlaşma bugün öyle bir hal almaktadır ki, seyirci, Bağımsız Sinema ile Hollywood sineması arasında değil, Hollywood sineması ile Bağımsız-Hollywood sineması arasında tercih yapmak durumunda kalınmaktadır (Roddick, 2000:26).

Bağımsız- Hollywood filmleri olarak adlandırılan bu filmler, temelde Hollywood sinemasıyla Godard etkisindeki Avrupa sanat sinemasının bir sentezi olarak tanımlanabilir.1 Anlatımda Sanat sinemasının seçkinci tavrı taşınmamaktadır; tiplemeler, seyircide özdeşleşme ile yabancılaşma arasında bir izlenim yaratmaktadır. Kurgu, MTV stilinin sinemaya aktarılması sonucu son derece süratlidir. Hareketli bir kamera anlatıma hakimdir ve görsel malzeme çoğu zaman deforme edilerek sunulmaktadır. Doğal renkler sık sık tahrif edilmektedir (Vardan, 1995:15). Oliver Stone’un Katil Doğanlar2 (1994, Natural Born Killers) ya da David Lynch’ın Vahşi Duygular’ında (1993, Wild at Heart) sürekli araya giren kontrastlarla, sahne kimi zaman silme kırmızı, bazen yeşil olmaktadır. Görüntüler, yönetmen narsizminin kullanımına açılmıştır; metnin kendisiyle ilgisi olmadan inanılmaz bir sürat kazandığı gibi, nedensiz ağırlaşabilmektedir. Filmlerin ikonografisi, popüler kültürden beslenmektedir. Ucuz Roman’ın  afişi, sayısız detayıyla popüler kültürü ve Ellili yılları vurgulamaktadır: Bir paket Lucky Strike sigarası –ki dönemin ünlü polisiye kahramanı Mike Hammer’in tercihidir-, bir tabanca, Harlot in the Heart –Kalpteki Fahişe- isimli ucuz roman, seksapeliyle meşum bir kadın (Erdem, 1998:65). Afişin ayrıntıları, Jameson’un postmodernist anlatıların özellikleriyle ilgili yaptığı betimlemeye denk düşmektedir: Postmodernizmler (..) zevksizlikle kitsch, televizyon dizileriyle Readers’ Digest kültürü, reklamcılıkla moteller, geceyarısı gösterileriyle B sınıfı Hollywood filmleri ve yolculuklara özgü; ucuz baskı (pulp) korku, aşk, popüler biyografi, cinayet, bilim kurgu ve fantezi romanı kategorileriyle ‘sözde edebiyat’ diye adlandırılan şeyden oluşan bütün bu düşkün manzarayı büyüleyici bulmakta, bu malzemeleri bir Joyce veya Mahler gibi yalnızca alıntılamakla yetinmeyip bizzat özlerine dahil etmektedirler (1994:61). Rezervuar Köpekleri filminin açılışında bir lokantada Madonna’nın Like a Virgin  şarkısını konuşan kahramanları görürüz. Şarkının içeriği, Madonna’nın eski şarkıları ve daha çok cinselliği konuşulmaktadır (Özer, 1996:23). Ucuz Roman’ın ünlü dans sahnesi, Godard’ın Band a Part (1964), Grease (1978) ve Batman (1992) filmlerine bir göndermedir (Kolcuoğlu, 1998: 78). Jackie Brown (1997) filminin başrol oyuncusu Pam Grier, blaxploitation3 olarak adlandırılan, siyahlara özgü-ikinci sınıf aksiyon filmlerinin unutulmuş bir oyuncusudur. Çılgın Romantik (1993, True Romance) filminin kahramanı Clarence, çizgi roman satan bir dükkanda çalışırken, Kung-Fu filmlerine ve Elvis’e bayılmaktadır (Kutlu, 1995:38).  Mavi Kadife (1986, Blue Velvet) filminin kahramanları iki ayrı bira markası –Heineken ve Budweiser- üzerine tutkuyla tartışırlar (Elayton, 1998:29).

Filmlerde sürekli bir “erkeklik” vurgusu yapılmasına rağmen, bir erkeklik kirizi anlatılmaktadır. Kadınlar, bir seks malzemesidir ve erkek aklın ürünüdür; seks, şiddetle doludur ve erkek egemenliğinin veya krizinin açığa çıktığı anları gösterir. Tiplemeler, popüler kültüre yapılan göndermelerden biri olarak melodramlardan ve kara filmlerden çıkmış gibidir. Çılgın Romantik’te Elvis’in hayali filmin kahramanı Clarence’ın karşısına çıkarak ona akıl verir. Pulp Fiction’daki ünlü bar sahnesi Amerikan popüler kültürüne, dolayısıyla Hollywood’a göndermelerle doludur. Garson kızlar Marilyn Monroe ve Jane Russel gibi giyinmiştir, masalar büyük Amerikan arabaları biçimindedir; etraftaki sayısız ikon Amerikan kültürünün refah yılları olan 1950’lere bir göndermedir Vahşi Duygular’da Sailor, sevgilisine asılan genci müziği durdurarak uyarır. Bu sahne, tür filmlerinin bütün karakteristiklerini ortaya çıkarmaktadır. Argo, abartılı duygusallık, şiddet ve erkeklik söylemi, Sailor’un jest, mimik ve konuşmalarındadır.  Her iki erkek arasındaki tartışma seyirlik bir gösteriye dönüşmüştür. Kaçınılmaz olarak aralarında kavga çıkar ve Sailor, rakibinin Lula’dan özür dilemesini sağlar. Meydan okuma, fiziksel mücadele-şiddet, erkeklik söyleminin parçasıdır. Sailor’un söylediği Elvis şarkısıyla ortam, abartılı duygusallığa dönüşür. Fonda, diskodaki genç kızların çığlıkları duyulmaktadır ki bu görüntü, ünlü aşk şarkısı “Love me Tender”i söylerken Elvis’e yönelen çığlık ve gözyaşlarına bir göndermedir. Sailor, Elvis’i taklit ederek şarkı söylerken Lula histeri içerisinde –sevinç gözyaşları döken bir duygusallıkla- sevgilisini izlemektedir. Birbirini izleyen iki gelişme, sert erkekler dünyasının anlatıları ile melodramları, ironik bir biçimde Amerikan popüler kültürünün ortak-yaygın referansı olan Elvis aracılığıyla birleştirmektedir. Elvis, güzel günlerin sembolü, geçmişle bugün arasındaki taşıyıcılardandır.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.