Bizans Sanatı

Bizans sanatı 395 yılında ikiye bölünen Roma İmparatorluğu’nun doğu parçası olan ve 1453 tarihinde Osmanlı Türkleri tarafından ortadan kaldırılan Bizans Devleti’nin sanatıdır.

Bizans sanatı; Roma’dan miras kalan gelenekler, Helenistik Dönem’in bilgileri, Hristiyan inancı, aynı çağda yakın ilişkide bulunulan ülkelerden alınan sanat etkilerinin birlikte yoğrulmasıyla orijinal bir üslup oluşturmuştur.

Bizans sanatında iki güçlü akım egemen olmuştur. Birincisi; özellikle saray ve ileri gelen çevrelerce tutulan, kökü eski sanat geleneklerine bağlı, ince, hassas, hatta bazı durumlarda Hristiyanlığa yabancı unsurların bile göze batmadığı görkemli, zengin ve göz kamaştırıcı bir sanat akımı olan başkent üslubudur. İkincisi ise form güzelliğine önem vermeyen, dini konuları esas alan ve sanatı dinin bir anlatımı olarak kabul eden ilkel ve kuru bir sanat akımı olan eyalet üslubudur. Ancak bu akımları kesin bir biçimde bölgelere ayırmak olanaksızdır.

Sonuç olarak Bizans sanatı için, İlk Çağ ve Roma sanatından aldığı bilgileri, Doğu beğenisi ve deneyimlerini Hristiyanlıkla kaynaştırarak uygulayan ve yerli geleneklerden de faydalanarak Doğu Akdeniz çevresinde bütün Orta Çağ’ı kaplayan Hristiyan sanatıdır, denebilir. Bizans sanatı, özelliklerine göre dört döneme ayrılmıştır:

1. Erken Bizans Dönemi Sanatı: 5. yüzyılın sonlarından ikonoklazma hareketinin başladığı 726 yılına kadar devam etmiştir. Bu dönemde Helenistik ve Roma sanatı anlayışı Bizans sanatı üzerinde etkili olmuştur. Ayrıca Yakın Doğu’nun sanat ve estetik zevkleri de bu sanata sızmıştır.

2. İkonoklazma Dönemi Sanatı: Bizans sanatının ilk dönemi siyasal ve askeri gerilemelerle birlikte, 726’da ortaya çıkan ve kiliselerin dini resimlerle süslenmesini yasaklayan bir akım ile sarsıntı geçirmiş, bu durum kısa bir ara ile 842’ye kadar sürmüştür. Bu akıma İkonoklazma adı verilir. Bu dönemde tasvir yasağı olduğundan dini resimler yasaklanmış ve tahrip edilmiş, tamamen bezemeye dayanan ve dini olmayan sanat anlayışı benimsenmiştir.

3. Orta Bizans Dönemi Sanatı: İkonoklazma’nın 842’de ortadan kalkması ile başlayan Orta Dönem Bizans sanatı, IV. Haçlı Seferi’nin (1204) Bizans’a yönelmesi ve İstanbul’u ele geçiren Latinlerin bir Latin İmparatorluğu kurmalarına kadar sürmüştür. Makedonyalılar ve Komnenoslar sülaleleri zamanına rastlayan bu dönemde Bizans sanatı, kilisenin İkonoklazma’ya karşı kazandığı zaferle yeni bir yön tutmuştur. Bizans sanatının kendine özgü karakterini bulduğu bu dönemde, İslam uygarlığı ile beraber, İlk Çağ bilgisi ve Doğu’nun sanat zevki egemen olmuştur.

4. Son Dönem Bizans Sanatı: 1261’den 1453’e kadar ki son eserlerin verildiği dönemdir.

Bizans Mimarisi

Bizans mimarisinin en iyi görüldüğü yer başkent İstanbul’dur. Bizans mimarisi başlangıçta İlk Çağ’ın mimari anlayışından faydalanmış ve bunları yeni yapılan eserlere uyarlamıştır. Bizans Dönemi’nde de şehircilik çalışmalarına önem verilmiştir. Yeni kentlerin kurulmasının yanında eski kentlerde de onarımlar yapılmıştır.

Antik Dönem agoraları, forumları, surları onarılmış, gerekli durumlarda genişletilmiş ya da yeniden yapılmış, suyolları, sarnıç ve köprüler inşa edilmiştir. İmparatorlar ayrıca, halkın eğlenmesi için, içinde atlı araba yarışlarının yapıldığı dikdörtgen planlı hipodromlar yaptırmışlardır.

Bizans Dönemi Kentini Meydana Getiren Ögeler

Roma Dönemi’nde olduğu gibi Bizans Dönemi’nde de şehircilik çalışmalarına önem verilmiş, yeni kentlerin kurulmasının yanında eski kentlerde de onarımlar yapılmıştır. Şehirlerin etrafını çevreleyen surlar, kaleler, çeşitli saraylar, meydanlar, su kemerleri, köprüler, yer altı yolları, direkli caddeler, üzeri kapalı ya da açık sarnıçlar Bizans kentini meydana getiren ögelerden bazılarıdır.

İstanbul’daki surlar, Tekfur Sarayı, Chora Manastırı (Kariye Camii), Pantakrator Manastırı (Zeyrek Camii), Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçları, Valens Su Kemeri (Bozdoğan Kemeri), Çukurbostan Açık Sarnıcı, Dikilitaş, Çemberlitaş, Bizans mimarîsinin günümüze ulaşan dev boyutlu yapılarındandır.

Edirne’deki Adrianapolis Kalesi, Gebze’deki Eskihisar Kalesi, Malatya’daki Karamanağa Köprüsü, Amasra Kalesi, İzmir’deki Laskarisler Sarayı, Side ve Efes gibi antik kentlerdeki çeşmeler (nymphaion) Anadolu’da yapılan Bizans yapılarına örnek olarak gösterilebilir.

Bizans Resim Sanatı

Bizanslılar resmi Hristiyanlığı yaymak için kullanmışlardır. Bu nedenle Bizans’ta resim sanatı gelişmiştir. Sanatçılar eserlerini oluştururken daha çok fresko (yaş duvar sıvası üzerine kireç suyunda eritilmiş madenî boyalarla resim yapma tekniği) ve mozaik tekniğini (küçük, birbirinden farklı parçaları yüzey üzerinde yan yana getirerek resim oluşturma tekniğine verilen isim) tercih etmişlerdir. Sanatçıların mozaiği tercih etme nedenlerinden biri de mozaikten yapılan eserlerin uzun ömürlü olmasıdır. Bu dönemde kilise, şapel, saray duvarları mozaik ve freskolarla süslenmiştir. İsa, Meryem ve azizlerin yer aldığı ahşap levha resimleri olan ikonalar (Hristiyan inanç ve töresine uygun kutsal kişi ve olayların konu edildiği tasvirler) dönem sanatını aktarması bakımından önemlidir. Kitap ve kumaş resimleri de Bizans Dönemi resim sanatının örneklerindendir.

Bizans sanatının belirgin görsel özelliklerinden biri mozaik tekniğinin yüksek bir sanatkârlık seviyesine ulaşması ve dinsel mekânlarda sıklıkla kullanılmasıydı. Yoğun emek ve yetkin bir teknik isteyen mozaik sanatında amaç, kişileri aynen resmetmekten öte onların ruhani kişilikleri hakkında bilgi vermek, dinsel duygu ve temaları öne çıkarmaktı. Binlerce parçayı hazırlamak, parçaları renklerine göre gruplandırmak ve duvar, tavan, kubbe gibi yüzeylere bu parçaları uygulamak kolay değildi. Bütün zorluğuna karşın mozaik sanatının iç mekânda diğer resimleme tekniklerine nazaran önemli bir etkileyiciliği vardır. Ayasofya ve Kariye Müzesi’ndeki (İstanbul) mozaikler, türünün ve devrinin en güzel örneklerindendir.

 

Kaynak: Genel Sanat Tarihi 10, MEB, 2018.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.