Din ve Mitolojinin Sanatsal Önemi

Tarihsel akış içerisinde güzel sanatların bünyesindeki sanatçılar, sanat yapıtlarının birbirleri ile ve başka kültür çevrelerinin yapıtları ile ilişkilerini inceleyip resimlerine yansıttılar.

Her milletin kendine göre bir mitolojisi vardır. Türk, Mısır, Yunan, Hint, Çin, İran mitolojileri olduğu gibi diğer milletlerin hatta millet saymadığımız geri kalmış iptidai kavimlerin bile; hâlâ inandıkları mitolojileri vardır.

Bu sayılan ulusların mitolojileri içinde en çok incelenmiş, güzelleşmiş ve bilginlerin üzerinde en çok fikir yordukları inceledikleri mitolojiler Hint ve Yunan mitolojileridir. Avrupa sanat ve edebiyatına en çok Yunan Mitolojisi tesir etmiştir.

Bu mitlerde solmaz bir güzellik, ölmez bir canlılık vardır. bu hikayelerde hayatın sembolik ifadesi ve devirlerin felsefesi de bulunmaktadır.

Bundan dolayıdır ki din ve mitolojinin sanatla büyük alakası vardır. plastik sanatlarda içerik itibariyle kendine yer bulmuştur. Özellikle resim sanatında Rönesans’tan başlayarak hatta daha öncesini de buna katacak olursak, sanatçılar çalışmalarında mitolojiyi ve dini işlemişler, sanatla inandıklarını (dini ve mitolojiyi) bütünleştirmişlerdir.

Sanatçılar alegorik resimlerinde mitolojiyi ve dini işlemişler, değişik bir bakış açısı getirmişlerdir. En bildik ve sıkça işlenen temalar; İsa ve hayatı, ilk günah ve sonrasındaki olaylar, 12 büyük Yunan tanrısı ve onlarla ilgili olaylar, özellikle Venüs.

Adem ile Havva’nın Kandırılışı

Tanrının yarattığı bütün kır hayvanları içinde en hilecisi yılandı. Yılan; Tanrının, bilgi ağacının meyvesinden yenilmesini yasakladığını biliyordu. Bunu yiyen insanın öleceğini de biliyordu. Tam tersini söyledi kadına, onu kandırmaya çalıştı: “inanmayın, ölmeyeceksiniz! Ondan yiyince gözleriniz açılacak, Tanrı gibi, iyiliği ve kötülüğü bileceksiniz. O da biliyor bunu.”

Kadın; ağacın yemesi güzel, görünüşü hoş ve bilgi arzusu uyandırıcı olduğunu sezmişti zaten. Dayanamadı. Koparıp yedi meyveyi. Kocasına da verdi. O da yedi. O zaman ikisinin de gözleri açıldı, ikisi de çıplaklıklarını gördüler. İncir yapraklarını birbirine dikerek önlerini örttüler (Tevrat 3; 1-7).

Cennetten Kovuluş

Bundan sonra Adem’le karısı, gündüz serinliğinde bahçede dolaşan Tanrının varlığını duydular; ona görünmemek için ağaçların arkasına gözlendiler. Fakat Tanrı, şöyle seslendi Adem’e: “Çıplaklığını kim gösterdi sana? Yasakladığım ağaçtan yedin, değil mi?  Adem, meyveyi kendisine karısının yedirdiğini söyleyince, şöyle konuştu Tanrı: “Madem ki karının sözünün dinledin ve yasakladığım ağaçtan yedin, öyleyse, lânetlensin senin yüzünden toprak! Yaşadığın sürece güçlükle elde edesin besinini ondan1… (Tevrat; 3: 17-19).

En Güzeline ve Paris’in Yargısı

Kıral Peleus ile Thetis evlenirken düğüne hemen bütün Tanrı ve Tanrıçalar çağrılır. Yalnızca Kavga Tanrıçası Eris bu çağrının dışında tutulur. Eris de bunun öcünü almak için üstünde “En Güzeline” diye yazılı altın bir elmayı, Hera, Aphrodite ve Athena’nın arasına atar. Kimin daha güzel olduğu konusunda bu üç Tanrıça arasında öyle bir kavga çıkar ki, ya Zeus, ya da Adalet Tanrıçası Themis, yargıyı Paris’in vermesini buyurur. Üç Tanrıça, Hermes’in kılavuzluğunda, Paris’i İda Dağı’nda sürülerini otlatırken bulurlar. Ona, gelişlerinin nedenini anlattıktan sonra Hera, kendisini “en güzel” seçtiği takdirde ona Asya Krallığını vereceğini; Athena, kendisini  “en güzel” seçerse, akıl ve başarı vereceğini; Aphrodite ise Sparta’lı Helena’nın aşkını vereceğini söyler. Paris’in yargısı, Aphrodite’yi, dolayısıyla Helena’nın aşkıyla yanmayı seçer.

Troya  Savaşı

Üç Tanrıça arasında Aphrodite’ye “en güzel” yargısını veren Paris, böylece Helena’nın aşkını da seçmiş olur. Bu amaçla Sparta’ya gider, Helena’nın kocası Menelaes tarafından çok iyi karşılanır. Fakat Menelaos’un evden bir ara ayrılmasından yararlanarak, Hemena’yı kandırıp kaçırır. Eve dönüp durumu anlayan Menelaos, karısını geri ister. Paris reddeder.

Menelaos, bunun üzerine Tyndareos’un içirttiği toplu andın (Helena’nın eşsiz güzelliği, bütün isteklilere, Helena kimi seçerse seçsin, seçilene hepsinin yardım edeceği konusunda and içirilir. İsteklileri kurban için parçalanmış bir atın üyeleri üzerinde, ayakta durarak and içerler) yerine getirilmesini ister ve kardeşi Agememnon’a başvurur. Agememnon genel bir çağrıda bulunur. bu çağrıya hemen herkes cevap verir. Yüz bin kadar insan ve binden fazla gemi, Aulis limanında toplanır.

On yıllık bir savaştan sonra Yunanlıların Troya’ya soktukları tahta at yardımıyla Troya kedi düşer. Yunanlılar bütün kenti yakıp yıkarlar. Sonunda Menelaos, Helena’ya sahip olur. Böylece de Troya’ya saldırmaya yol açan neden ortadan kalkmış olur.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir