Hareket Sanatı (Kinetik Sanat) Nedir, Ne Demektir?

Bilimsel bir terim olan “kinetik”, güzel sanatlarda ilk defa 1920’de Naum Gabo ve Antoine Pevsner’in ortaklaşa yazdığı “Gerçekçi Bildirge”de kullanılmıştır. Daha önce ise resim ve heykeldeki hareket ifadesi, “dinamik” terimiyle karşılanmıştır.

1950’den sonra sanat kavram ve terimleri arasına giren hareket (kinetik) sanatı tanımlaması, günümüze kadar çok değişik üslup ve teknikleri karşılayacak biçimde kullanılmıştır. Frank J. Malina, “Kinetic Art: Theory and Practice (Kinetik Sanat: Kuram ve Uygulama)” adlı kitapta hareket sanatını “parçaları mekanik yöntemle hareketli kılan üç boyutlu nesne ve yapılar”ı kapsayacak biçimde tanımlamış, ayrıca çekilen fi lmlerle elde edilen resimleri de bu kavram içinde değerlendirmiştir.

1930’a kadar hareket sanatı örneği çok azdır. Bu dönemde sadece gelecekçilik akımı sanatçıları, dinamik harekete bağlı bazı yapıtlar üretmiştir. Giacomo Balla ve Nando Fortunato’nun tiyatro için yaptığı üç boyutlu mekanik işler ve Alexander Archipenko’nun ahşap, cam, tel ve metal kullanarak ürettiği eserler kinetik sanatın ilk örnekleri sayılabilir ancak bu çalışmalarda hareket, estetik bir öge olarak kullanılmamıştır. Marcel Duchamp’ın bir mutfak sandalyesine tutturulmuş bisiklet tekerleği olan “Bicycle Wheel” (1913) adlı çalışması, hareket sanatının ilk örneği kabul edilmektedir.

Hareket sanatı örnekleri arasında Robert Delaunay’ın “Diskler” adlı etkinlik dizisi, Naum Gabo’nun “Kinetik Konstrüksiyon No:1” adlı çalışması ve Vladimir Tatlin’in “3. Enternasyonal Anıtı” projesi hacim yanılsaması yaratan çalışmalardır. Moholy Nagy’nin 1920’li yıllarda elektrikli makine yardımıyla ışık etkileri yarattığı çalışmaları ve Alexander Rodchenko’nun konstrüksiyonları 1940 öncesi için önemli yapıtlardır.

Hareketi estetik ve anlatımsal bir öge olarak kullanma eğilimi daha önce Dadacılık, gerçeküstücülük ve yapıcılık akımı sanatçılarında görülmüştür. Hareket kavramını çalışmalarında işlemeye başlayan Bruno Munari, 1930’larda “kullanışsız” makineler tasarlamış ve 1940’larda hareketli nesneler yapmıştır. 1950’lerde Pol Bury (Böri), istendiği zaman döndürülebilen “hareketli düzlemler (plans mobiles)” ile hareket olgusunu bir anlatım aracı olarak kullanmıştır. 1960’lı yıllarda Avrupa ve ABD’de en yaygın anlatım biçimi hâline gelen hareket sanatında Mary Martin ve eşi Kenneth Martin, François Morellet (Fıransuva Morili), Julio Le Parc (Hulyo Le Park), Jean Tinguely ve Vassilakis Takis, bilimsel ilkelerden yararlanarak yaptıkları çalışmalarla özgün örnekler vermişlerdir.

Macaristanlı sanatçı Nicolas Schöffer (Nikolas Şöffer, 1912-1992), hareket sanatının temel malzemesi sayılan mekân, ışık, zaman, dinamizm ilkelerini ortaya koymuştur ve akımın kurucusu kabul edilir. Temas, hava akımı ya da izleyicinin nefesi gibi etkenlerle hareket eden eserler üretmiştir. 1948’de “mekânsal dinamik” adını verdiği konstrüksiyonlar yapmaya başlamıştır. Bu yapıtlar, ışığı yansıtan ince metaller ya da sert plastiklerden (pleksiglas) yararlanarak diklemesine oluşturulmuş, açık kuleler biçimindedir. Sanatçı, eserlerine 1950’de devinimi,1954’te ses ögesini eklemiştir.

Nicolas Schöffer’in 1957’de New York Merkez Garı’nda düzenlediği “Işınsal- Dinamik” adlı gösteri, deneysel sanat anlayışını toplumsal yaşama katma çabasının bir örneğidir. Sanatçının 1961’de Belçika’nın Liege (Liyej) kentinde yaptığı 52 metre yüksekliğindeki kule; devinen, ses veren ve mekânsal özellikler taşıyan önemli eserlerinden biridir. 1959’a kadar mekânın değişik özellikleriyle birlikte ışık, müzik ve fi lm gibi ögeleri eserlerinde kullanan sanatçı, son döneminde zaman faktörüne odaklanan eserler vermiştir.

Hareket sanatının önemli temsilcilerinden Alexander Calder (1898-1976), 1925’te ilk heykellerini telden yapmış; 1927’de ise elle çekilebilen, itilebilen ve devinen ahşap oyuncaklar üretmiştir. 1934’te ince teller ve levhalardan oluşan, kendi ağırlıklarına bağlı olarak salt hava akımıyla hareket eden konstrüksiyonlar üreten sanatçı, ABD ve Fransa’da ünlenmiştir. Mondrian’dan etkilenerek fi güratif olmayan ilk hareketli konstrüksiyonunu yapmıştır. 1950’lerde “Kuleler, Duvar Mobilleri ve Çanlar” adlı “ses mobilleri” üretmiştir. Bu yapıtlarda aynı zamanda devinime bağlı olarak değişen ışık etkileri de yaratmıştır. Sanatçı, hareketli ve durağan çalışmalarını 1970’li yıllara dek sürdürmüştür.

Avrupa’da hareket sanatı örneklerinin sergilendiği çeşitli grup sergileri açılmıştır. Yapıtlarda çok farklı nesne ve tekniğin yanı sıra bilgisayar da kullanılmıştır. Hareket, bazı yapıtlarda yavaş bazılarında ise çok hızlıdır. Sistemli ve düzenli yapıtlar kadar rastlantısal olanlar da yapılmıştır. Hareket sanatı, yavaş işleyen yapıtlar, zarif şekilde sallanan metal objeler, endüstri ürünleri ve yeni tekniklerinin de kullanıldığı açık hava heykellerine kadar çok çeşitli eserleri içermektedir.

 

Kaynak: Çağdaş Dünya Sanatı, MEB, 2012.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.