Hitit Sanatı

Anadolu’ya MÖ 2000’li yılların başlarında Kafkasya üzerinden gelen Hititler, Anadolu’nun yerli halkı olarak kabul edilen Hattilerle kaynaşarak bu topraklarda büyük bir uygarlık kurmuşlardır.

Başlangıçta feodal beyliklerden oluşan Hititler, MÖ 1.700-1.200 yılları arasında Orta Anadolu’da güçlü bir merkezi krallık kurmuşlardır. MÖ 1200’lerde Ege Göçleriyle Trakya’dan gelen kavimlerin Hitit Devleti’ni yıkmasıyla Güneydoğu Anadolu’ya göç eden Hititler burada; Kargamış (Gaziantep), Aslantepe (Malatya), Zincirli (Maraş), Sakçagözü (Gaziantep), İvriz (Konya) gibi birçok şehir devleti kurmuşlardır. Bu döneme “Geç Hitit Şehir Devletleri” adı verilmiştir. MÖ 700 yıllarında önce Asurlulara bağlanan bu şehir devletleri daha sonra Perslerin hâkimiyetine girmiştir.

Hititler’in başkenti Çorum yakınlarında bulunan Hattuşaş (Boğazköy) kentidir. Devletin Orta Anadolu’da kurulmuş olması Anadolu’nun büyük bir kısmını kontrol altında tutmalarında etkili olmuştur. Hititlerin zamanla sınırlarını genişletmeleri Anadolu’nun ve Ön Asya’nın siyasi tarihini derinden etkilemiştir. Ticaret yollarının geçtiği Kuzey Suriye için Mısırlılarla yaptıkları Kadeş Savaşı (MÖ 1296 -1280) sonunda tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması’nı imzalamışlardır. Bu anlaşmayı çivi yazısı ile kil tablet üzerine yazıya geçirmişlerdir.

Hititler Mezopotamya kültüründen etkilenmişler ve onlardan çivi yazısını öğrenmişlerdir. Asurluların Anadolu’ya ticaret için gelmeleri çivi yazısının burada yayılmasında etkili olmuştur. Bununla beraber Hititler, çivi yazısıyla birlikte kendilerine ait olan hiyeroglif yazısını da kullanmışlardır.

Günlük hayatlarında yazıya önem veren Hititler Mezopotamya edebiyatından birçok eseri de dillerine tercüme etmişlerdir. Bu sayede Hititlerde edebiyat gelişmiş ve bu gelişmeler sonunda Hititler birçok destan, efsane, vb. eser oluşturmuştur. Bu eserler arasında tarihi olayların yıl yıl kaydedilmesiyle oluşturulan ve Anal adı verilen yıllıklar, Hitit tarihi kadar dünya tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Hititlerin yıllık tutmalarında Tanrı’ya hesap verme düşüncesi etkili olmuştur. Hititlerin yazı yazdıkları tabletler kil, ağaç ve metalden oluşmaktadır. Bu tabletlerin birçoğu; Boğazköy (Çorum), Ortaköy (Çorum), Maşathöyük (Tokat), Kuşaklı (Sivas) gibi Hititlere ait yerleşim yerlerinde bulunmuştur.

Hititlere ait tabletler Anadolu’nun o döneme ait siyasi, ekonomik, sosyal durumu hakkında bilgi vermesi açısından önemli bir yere sahiptir. Devletlerarası antlaşmalar, fermanlar, mahkeme kararları, mektuplar, dualar, destanlar, ayinler gibi farklı alanlara ait birçok belge çivi yazısı ile tabletlere yazılmıştır. Resmî diplomatik yazışmalarda çivi yazısını kullanan Hititler, kayalardaki kabartmalar ve yazıtlarda ise Hiyeroglif denilen resim yazısını kullanmışlardır.

Eski Çağ’da Anadolu’da büyük bir uygarlığın temsilcisi olan Hititler önemli sanat eserleri meydana getirmişlerdir. Bu eserlerin oluşturulmasında Hititlerin sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve özellikle dini yaşantıları etkili olmuştur.

Hititler, Anadolu tanrılarının yanında komşu ülkelerin tanrılarını da benimsemişlerdir. Bu nedenle Hititler Dönemi’ndeki tabletlerde Anadolu için “Bin Tanrı İli” denilmiştir. Hititler tanrılarını insan şeklinde düşünmüşlerdir. Onlara göre tanrılar insanlara ait duyguları yaşamaktadırlar. Bundan dolayı “Tanrıların Evi” olarak kabul ettikleri tapınaklara büyük önem vermişler, buraları tanrı ve tanrıça heykelleriyle donatmışlardır.

Hitit sanatında heykeltıraşlığa büyük önem verilmiştir. Bunun nedeni heykellerin tanrı ve tanrıçaları tasvir etmesidir. Tapınak, saray ve kapılar için devasa boyutlarda heykel ve kabartmalar yapılmıştır. Hattuşaş’taki insan başlı, aslan vücutlu hayalî yaratık olarak bilinen sfenks heykelleri, Alacahöyük‘teki Sfenksli Kapı kabartmaları, Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı’ndaki kabartmalar ve Yer Kapı Sfenksleri bu alandaki en özgün örneklerdir. Kabartmalarda daha çok, kral ve kraliçeyi tanrılarla beraber tasvir eden sahneler, savaş ve kutsal ziyafet sahneleri ile günlük yaşamdan tasvirler yer almaktadır. Ayrıca; pişmiş toprak, bronz, gümüş, altın, fil dişi ve dağ kristali gibi çeşitli malzemelerden imal edilmiş heykelcikler yapılmıştır. Bunun yanında aslan, boğa gibi hayvanlar da gerçekçi bir üslupla tasvir edilmiştir. Hitit kabartma sanatı küçük sanat eserlerinde daha çok damga mühürlerde kendini göstermektedir. Altın, gümüş ve tunçtan yapılan, silindir veya düğme biçiminde olan bu mühürlerin üzerinde insan ve hayvan figürleri yer almaktadır.

Kabartmalarda Hitit tanrıları gösterilmiştir. Sırayla yürüyen tanrıların başları yandan, göğüsleri önden, bacak ve ayakları yandan gösterilmiştir. Üzerlerinde kısa bir pantolon, başlarında ise sivri uçlu bir külah vardır. Bazılarında külahların üzerinde boynuzlar görülür. Heykellerin en önünde ise en büyük tanrı olan gök tanrısı vardır. Gök tanrısı, diğerlerinden ayrı bir yerde, yüksekte durmaktadır.

Hititlerde, dinî anlayış maden ve seramik sanatına ait eserlerde de kendini göstermektedir. Altın ya da tunçtan yapmış oldukları güneş kursları ve hayvan şekilli âlemler, bir sopanın ucuna takılarak rahipler tarafından törenlerde kullanılmıştır. Hititlerde dinî anlayış çanak çömlek yapımında da kendini göstermiş ve dinî işlevi olan çanak çömleğin yapımına özel bir önem verilmiştir. Bibru dedikleri hayvan şeklinde törensel kaplar ile fırtına tanrısı Şarruma’nın iki boğasını tasvir eden heykel biçimli kaplar (riton), bunun en özgün örneklerindendir. Bir başka önemli çanak çömlek grubunu, libasyon testileri diye adlandırılan ve tanrılara içki sunma işlevi taşıyan kaplar oluşturmaktadır. Bu testilerin en belirgin özelliği, gaga ağızlı olmalarıdır. Çok zengin ve renkli süslemelere sahip olan Hitit seramiklerinde koç, aslan ve boğa gibi hayvan tasvirleri sıklıkla kullanılmıştır.

Hititlerde planlı bir şehir düzeni vardır. Şehir etrafını çeviren surlar devasa taşlarla ve harç kullanılmadan örülmüştür. Evler sokaklarla birbirinden ayrılmış olup genellikle iki odalıdır. Konutların üst katı yaşam alanı olarak, alt katı ise ambar ve ahır olarak kullanılmıştır. Yapıların temellerinde iri taşlar, dış cephelerin alt kısımlarında ise süsleme amaçlı orthostat adı verilen kabartmalı taş bloklar kullanılmıştır. Kerpiçten yapılan duvarlar ahşap sütunlarla desteklenmiştir. Çatılarda ahşap malzemeler kullanılmıştır. Şehirlere birden fazla kapı yapılmış ve bu kapıların yanlarına devasa boyutta heykeller dikilmiştir. Aslan ve sfenks betimlemelerinden oluşan bu heykeller, monolit taşlar üzerine, üç boyutlu olarak işlenmiştir. Bu kapı heykellerinin şehri kötülüklerden ve düşmanlardan koruyacağına inanılmıştır.

Hitit şehirlerinin karakteristik özellikleri Hattuşaş ve Alacahöyük’te bariz olarak görülmektedir. Hititlerin başkenti Hattuşaş; çevresi surlarla çevrilmiş, içinde saray, tapınak ve kalesi olan önemli şehirlerden biridir. Yapılan kazılarda şehirdeki kalenin; kralın yaşadığı bir saray, arşiv, kabul salonu, tapınak gibi farklı birimlerden oluşmuş kompleks bir yapı olduğu görülmüştür. Kente giriş farklı kapılardan sağlanmaktadır. Bunların en önemlileri ise güneydeki üç kapıdır. Birinci kapı, iç kısmında bir kral kabartması bulunduğundan Kral Kapı olarak adlandırılmaktadır. Yer Kapı’nın (Sfenksli Kapı) altında potern olarak adlandırılan büyük bir yer altı geçidi bulunmaktadır. Güney surunun batısındaki Aslanlı Kapı ise adını iki aslan heykelinden almıştır. Ayrıca burada yapılan kazılarda yedi tapınak ortaya çıkarılmıştır. Tapınaklarda anıtsal bir giriş, ortada avlu ve onu çevreleyen yan odalar, tanrı heykelcikleri ve devlet arşivlerinin saklandığı bölümler yer almaktadır.

Hititler için dağların doruğundaki kayalar kutsal alanlar olarak görülmüş ve bu kayaların Hitit Krallığı’nın gücünü simgelediğine inanılmıştır. Hattuşaş’ın 2 km kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı bu doğal kutsal alanların en önemlisidir. Yazılıkaya’daki tapınağın duvarlarına Hititlere ait kral, tanrı ve tanrıçaların kabartma figürleri işlenmiştir. Burada bulunan On İki Tanrı Kabartması bunun güzel örneklerindendir.

Hititlerin diğer önemli yerleşim yeri olan Alacahöyük’te yapılan kazılar sonucunda; Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig Dönemlerini kapsayan farklı mimari tabakalara rastlanılmıştır. Hititlere ait tabakalarda, höyüğün kenarında dairesel bir savunma sistemi oluşturulduğu ve farklı yönlerden şehre girişi sağlayan kapılar olduğu tespit edilmiştir. Yapılan kazılarda saray, tapınak, mezar, ev, fırın, depo vb. yapılara rastlanılmıştır. Ayrıca hiyeroglifli mühürle damgalanmış küpler, değişik çanak çömlekler de bulunmuştur. Yapılar genellikle taş temelli, kerpiç duvarlıdır. Kentin kanalizasyonu, sokakları ve kaldırımları Alacahöyük’te şehirciliğin geliştiğini göstermektedir.

 

Kaynak: Genel Sanat Tarihi 10, MEB, 2018.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.