Konstrüktivizm (Yapıcılık) Nedir, Ne Demektir?

Sanat ve yaşam ilişkisi bütün Avrupa’da olduğu gibi Rusya’da da temel sorun olarak görülmüştür. Rusya’da da sanatın yaşama girmesi ve yaşamdan uzak kalmaması istenmiş, sanatın taklit etmesi değil gerçeği vermesi beklenmiştir. 1914’te Moskova ve Petrograd yoğun ve verimli bir sanat merkezi hâline gelmiştir.

Gerçeği vermesi beklenen sanatın tekniğe kayıtsız kalması beklenmemelidir. Macar sanatçı Moholy Nagy’nin Bauhaus dergisindeki bir yazısında “Tekniğe karşı değil, teknikle beraber.” sloganını kullanarak tekniği nasıl kullanacağını bilen insanın, onu yerinde kullanabileceğini savunmuştur. Moholy Nagy’ye göre endüstri toplumunun yaşamına giren sanatın, yeni sorunlara teknikle birlikte cevap araması gereklidir. Günümüz sanatçısı, yaşamı biçimlendiren bir kurgucu ya da bir mühendisten farklı olmamalıdır.

Gelişen teknolojiyle birlikte sanata da yeni ufuklar açılmıştır. El Lissitzky (Lisiztki), Vladimir Tatlin, Georgy Stenberg (Georgi Sıtenbörk), Vladimir Stenberg, Exter ve Moholy Nagy (Mohol Nagi) gibi konstrüktivistler, uzay araçlarının tasarımlarını andıran ve bir tür teknik resim niteliği taşıyan ürünler vermiştir. Sanatçıların konstrüktivist çalışmalarında, hareket ve zaman kavramlarının birbirinden ayrılamayacağı görülmüş ve çalışmalara dördüncü boyut olan zaman boyutu da girmek durumunda kalmıştır.

Zaman boyutu, konstrüktivistlerin iki değişik yola gitmelerine neden olmuştur: Mondrian ve De Stijlcilerin durağan resimleri; hacim, uzam ve zamandan arınmış olan düşün formları vermektedir.

Rus konstrüktivistler ve onların çizgisinde gidenler ise düşün formları, dinamik uzay kompozisyonlarına dönüşmüştür. Bu kompozisyonlar, dokunmayla ya da hava titreşimleriyle hareket eden mobillerin kurulması ya da elektrikle çalıştırılarak biçim değiştiren, ses veren, renk ve ışık yansıtan heykel makine karışımı otomatların yapılmasına ve daha birçok farklı çalışmanın oluşmasına yol açmıştır. Bunların ilk örneği Moholy Nagy’nin “Işık-Uzam Modülatörü” adlı eseri sayılabilir.

Rus sanatçılar, yaşamın içindeki bir sanatın toplumda devrim niteliği taşıyan oluşumlara neden olacağını savunmuş, nesneden arınan sanatın, insanı yaratma özgürlüğüne kavuşturacak yegâne yol olarak görmüşlerdir. Konstrüktivizm, insanların eşitlik ve kardeşlik içinde yaşayacağı bir dünyanın habercisi olarak görülmüştür. Rus Devriminin ilk yıllarında, sanatta da devrim yapan ve öncü sayılan konstrüktivistlerin sanatı, Rus devriminin sanatı kabul edilmiştir. Rus Devriminde, Moskova Akademisine profesör olarak atanan Malevich, Tatlin’e Rus devrimini simgeleyecek ve Paris’teki Eiffel Kulesi’ne misil olacak bir yapıt ısmarlamıştır.

Tatlin ve arkadaşları 1920’de Petrograd ve Moskova’da sergilenen bir model yapmış ancak “Üçüncü Enternasyonal Anıtı” sadece maket olarak kalmış ve tamamlanamamıştır. Tatlin’in tasarladığı “Üçüncü Enternasyonal Anıtı”nın hem dünya çapında birliğin gücü ve özlemlerini simgelemesi hem de komiternin merkezi olması amaçlanmıştır. Tatlin’in Rus Devrimi ve konstrüktivizme inancının simgesi sayılan anıt; resim, heykel ve mimarinin benzersiz bir birleşimi niteliği taşımaktadır. Tatlin, bu eserinde geleceğin uzay çağı dinamizmini yansıtmak için dev spiral yapının içindeki silindir, küp ve küreyi rotasyonla hareket ettirmeyi planlamış, böylece kinetik heykel ve mimari fi krinin de öncülüğünü yapmıştır. Sanatın bir propaganda aracı olduğu bu dönemde devlet yapılarında görkemlilik ve anıtsallık aranmıştır. Tatlin’in kule tasarımıyla sanatla teknolojinin el ele vererek yeni bir çehre yarattığı Sovyet Rusya’nın ilerici bir ülke olduğunu vurgulanmıştır.

 

Kaynak: Çağdaş Dünya Sanatı, MEB, 2012.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.