Müzik Kavramı ve Tanımı

İnsan doğduğu andan itibaren sesleri duymuş ve algılamıştır. Algıladığı bu sesleri çözümlemiş, değerlendirmiş ve giderek bir anlatım biçimine dönüştürmüştür.

Seslerin birtakım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde, uyumlu bir şekilde dile getirilmesine müzik denir. Müzik terimi Fransızca musique kelimesinden dilimize girmiştir ancak kökeni eski Yunancadaki mousikē kelimesine dayanmaktadır. Müzik iki temel ögeden oluşur. Bunlar ses malzemesi ve bu malzemenin insan tarafından değerlendirilmesidir.

Kendimizi, dünyanın var olduğu ilk zamanlarda küçük ve korunaksız, sözel şuur ve dilin oluşmadığı, sözcükler yerine kaba sesler ve çığlıklarla iletişim içinde olan, anlayamadığı her tabiat olayı karşısında korkudan donup kalan ve zamanının çoğunu kendinden büyük düşmanlarından saklanarak geçiren, küçük klanlar hâlinde yaşayan ilk insanlardan biri olarak hayal edelim.

Bu durumda insanların ilk müzik aleti olarak taşları, ağaçları ve kemik parçalarını kullandığını ve bunları birbirine vurarak değişik ritimlerle ses çıkarttığını söylemek yanlış olmayacaktır. İnsanlar; bulundukları toplum içerisinde üstünlüğünü, karşı tarafa bağlılığını veya boyun eğdiğini göstermek için müziği kullanmıştır. Duygu ve düşünceleri ifade etmek için kullanılan müzik, böyle ilkel bir ortamda ortaya çıkmıştır.

Bir toplumun kültürel yapısını, tarihini, coğrafyasını, kültürel yapıdaki farklılıklarını ve zenginliklerini müziğe yansıtması müzik kültürünün oluşumunun temelini teşkil eder.

Yaşamın en eski kavramlarından biri olan müzik; yüzyıllar içinde zamana ve hitap ettiği topluma göre kendini çoğaltarak, yenileyerek gelişmiş günümüze kadar gelmiştir. Müzik, toplumlarda ifade etme, anlatma ve uzlaşma yolu olarak kullanılmıştır.

İnsanın yaşattığı, kullandığı her şey kültürün bir parçasıdır. Müzik de buna bağlı olarak tüm eylem ve inançların sonucunda ortaya çıkmış ve insan yaşamının her döneminde kültürel bir öge olarak yer almıştır.

Müziğin doğuşunda insan; ilk olarak doğa seslerini, kendi sesini, denizin ve kuşun sesini küçük ezgiler oluşturmak için özgür bir şekilde kullanmıştır. Bu bakımdan müziğin doğuşunun insanın doğuşuna kadar uzandığı düşünülebilir. İnsan var olduğundan beri çevresindeki seslerin etkisinde kalmış ve seslerle bir şeyler anlatmaya çalışmıştır.

İnsanoğlu; büyük olasılıkla doğayı yansıtmak için sesini yükseltmiş, yalnızlığını unutmak için doğa güçlerine tapınarak mırıldanmış, korkusunu yenmek için çığlık atmış ve ruhsal değişimine göre neşeli ya da hüzünlü ezgiler yaratmıştır. Eski insanların hayvan kemiklerine delik delerek yaptıkları düdükleri kullandıkları, tırtıklı tahtaları birbirine sürterek ya da vurarak çıkan seslerle birbirleriyle anlaşmaya çalıştıkları araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.

Eski dönemde insanlar anlamsız heceleri ezgi olarak icat edip, çalgı eşliğinde söyleyerek hastalığa ve düşmana karşı kullanmışlardır. Yapılan araştırmalar; dinî törenlerde müziğin kullanıldığını, dinî duyguların etkisinde kalınarak müzik eşliğinde birtakım hareketlerle dans edildiğini göstermiştir.

Belli bir kültürde yaşayan insanların o kültüre ait bilgileri vardır. Bunların yardımıyla bireyler nasıl davranış sergileyeceklerini bilirler. Kültürün bir parçası olan müzikteki davranış ve yorumlar diğer alanlarda olduğu gibi yüzyıllar boyunca değişikliğe uğramış ve günümüze kadar gelmiştir. Her toplumun farklı kültürel yapısı ve bu yapıya ait bir müzik kültürü vardır. Müzik kültürlerinden birinin diğerine karşı herhangi bir üstünlüğü yoktur.

 

Kaynak: Güzel Sanatlar Lisesi, Müzik Kültürü, MEB, 2018.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.