Roman Sanatının Özellikleri

Roman sanatı, kendisinden daha önce gelişmiş sanat üsluplarının (Bizans Dönemi, Karolenj Dönemi, Otto Dönemi) sentezi olarak kabul edilen sanat üslubudur.

Roman sanatı, Orta Çağ Avrupası’nda 9 ve 12. yüzyıllar arasında özellikle mimarlık alanında etkili olmuştur. Bu usluba “Roma üslubunu andıran” anlamında romanesk de denir. Ayrıca bu üslup Almanya, İspanya ve Fransa’nın yanı sıra Avrupa’nın değişik bölgelerinde yeni bir canlanış dönemi olmuştur.

Roman Sanat deyince ilk akla gelen, Orta Çağ’ın büyük manastır yapılarıdır. Bunlar yalnız dinsel değil sosyal ve kültürel etkinliklerin de yapıldığı kompleks yapılardır. Ayrıca “kardinal makamı” anlamına gelen katedraller yapılmıştır. Katedraller kentin büyük kiliseleridir. Almanya’daki Worms ve Speyer Katedralleri, Roman mimarisinin örneklerindendir.

Dönemin anıtsal mimarlığı sadece dinî yapılarla sınırlı değildir. Avrupa’nın birçok yerinde yerel idarecilere ait çok sayıda şato, kale, saray, anıtsal mezar gibi görkemli yapılar inşa edilmiştir.

Klasik örnekleri 11. yüzyıldan sonra verilen Roman üslubu, 13. yüzyıldan itibaren Gotik üslup içinde erimiştir.

Roman Sanatında Mimari

Pek gösterişli olmayan boyutları ve sade tarzlarıyla öne çıkan Roman dönemi mimarisi bölgelere göre farklılık gösterir. Masif kalın duvarlar, yuvarlak kemerler, çan kuleleri, kemer sıraları ile süslenmiş cepheler, simetrik düzenlemeler, transeptli bazilika plan tipleri bu dönem mimarisinin karakteristik özellikleridir.

Katedral ya da kiliseler genelde üç nefli olup orta nef diğerlerinden daha geniştir. Apsislerin (yarım daire ya da yarım çokgen şeklinde çoğu tonozla örtülü bölüm) veya koro yerlerinin altına önemli kişilerin mezarlarının veya kiliseye ait değerli eşyaların bulunduğu kriptalar eklenmiştir. Sütunlarda Yunan ve Roma sütun başlıklarından farklı olarak korint başlıklar üzerine kabartma insan veya hayvan figürleri eklenmiştir. Yuvarlak kemerler, tonoz, çapraz (haç) tonoz ve küçük pencerelerle tanımlanan Romanesk yapılar, adeta savunma amaçlı binalar gibi sağlam ve masif duvarlarla inşa edilmiştir.

Roman Sanatında Mimari Resim ve Heykel

Roman sanatında resim ve heykel sanatı mimariye bağlı olarak gelişmiştir. Bu dönemde resim sanatı örnekleri oldukça az olup örneklerin büyük bölümünü fresk, minyatür (el yazması kitap resmi) ve ikona oluşturur. Daha çok geniş kilise duvarlarına yapılan resimlerde İncil ve Tevrat sahnelerinin yanı sıra sütunların üzerine de renkli motifler resmedilmiştir. Roman üslubunda resimler, süslemeden ziyade öğretici amaçla yapılmıştır. Bizans sanatının ve Antikite’nin etkisi görüldüğü bu resimlerde basit ve çizgisel bir anlatım dili kullanılmıştır. Çoğunlukla dinî konuların işlendiği resimlerde önemli figürler diğerlerinden daha büyük olarak yapılmıştır. Figürlerin konturları kalın bir çizgiyle belirtilmiştir ve renkler daha çok toprak tonlarındadır. 1123 tarihli bir duvar resminde Hristiyan dünyasının tek hakimi anlamında betimlenmiş İsa figürü bu özellikleri en iyi yansıtan örneklerden biridir. Kitap resmi fresklerle üslup ve figür açısından benzer olup daha sıkı kalıplara, daha belirgin şemalara bağlı bir anlatıma sahiptir. İnce kazınmış buzağı, keçi veya koyun derisinden yapılan parşömen el yazmaların minyatürlerinde dinî konular sembolik olarak tasvir edilmiştir. Her şeyden önce ifadeyi ön plana çıkartan ve hareketlere öncelik veren Roman resim geleneğinin en ilgi çekici özelliği renklerin çarpıcı ve yoğun etkisine verilen önemdir. Ayrıca resimlerde, çizgilerin renkleri destekleyecek biçimde kullanıldığı görülmektedir.

Romanesk üsluplu kabartma ve heykeller yerel beğenilere göre değişen biçimde, sembolik anlatımla üç boyut kaygısı olmadan betimlenmiştir. Romanesk heykel, yalnız cephelerde değil, iç mekânda da mimari organlara bağlı olarak geniş yer tutar. Kimi sütun başlıkları da neredeyse birer heykele dönüşmüştür. Bu özelliği en iyi gösteren örneklerden biri de Saint Pierre (Sen Piyer) Kilisesi’nde bulunan sütun başlığıdır. Dönemin heykel ustaları yalnız yapı cephelerinde değil alınlıklarda, silmelerde, tunç ve ahşap kapı kanatlarında da Tevrat ve İncil’de anlatılan olayları ve kişileri betimlemişlerdir. Bu kabartmalar süs amaçlı değil halkı aydınlatmak, dini öğretmek için kullanılan bir araçtır.

 

Kaynak: Sanat Tarihi, MEB, 2018.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.