Sanat ve Estetik Arasındaki İlişki

Yaşamın içinden çıkan bir etkinlik olan sanat insanlık tarihi kadar eski ve insanoğlunun her döneminde var olan bir olgudur.

İnsanoğlu bu olguyu görme, sezme ve eser ortaya çıkarma şeklinde gerçekleştirmiştir. Bunu gerçekleştirirken duygu ve düşüncelerini ses, ritim, renk ve simgelerle ifade etmiştir.

Evrensel nitelikleri, özgünlüğü, tekliği, yeniliği ve kültürlerin farklılığı sanatın tanımını yapmayı zorlaştırmaktadır. İnsanların vazgeçilmez uğraşı olan sanatın tarifini sanat tarihçileri, felsefeciler, tarihçiler, sanat ve estetik bilimi ile uğraşanlar farklı şekillerde yapmışlardır. Sanat; insanın yaratılışta kendine bahşedilen yeteneğe eğitim, uygulama ve özel deneyim yoluyla kazanılan beceriyi de katarak, doğada görülenleri kısmen değiştirerek, çoğaltarak, ona yeni boyutlar kazandırarak taklit yoluyla yaptığı özel bir üretimdir. Cahit Kınay sanatı, “İnsanın dünyanın sırlarına erişebilme, kişisel bunalımlarını yatıştırabilme, heyecanlarını başkalarına duyurma, ruhsal özlemlerini uygun bir düzeyde yaşayabilme, kendini aşabilme çabasıdır.” diye tanımlarken, Herbert Read (Hörbirt Rid) “Kişinin içindeki güzellik duygusunu belli kurallara uyarak maddeye yansıtmasıdır” diye tanımlar. Nusret Çam ise “İnsanların gördükleri, duydukları, his ve tasavvur ettikleri olayları ve güzellikleri insanlarda estetik bir heyecan uyandıracak şekilde ifade etmesidir.” şeklinde tanımlamaktadır.

Sanat eserini meydana getiren kişilere sanatçı denir. Sanatçıyı diğer insanlardan ayıran; onun kişiliği, hayal kurma gücü, duyarlığı, duygululuğu, çağrışım zenginliği, gelişim sürekliliği ve sabrı gibi özellikleridir. Zanaatçı ise endüstriyel sanatlarla (kuyumcu, demirci, çömlekçi) uğraşanlara denir. Sanat eserleri, sanatçıların ortaya koydukları estetik objelerdir. Tolstoy’a göre: “Duygu aktarımını başaran her eser sanat eseridir.” der. Bir heykel, bir tablo, bir beste, roman birer sanat eseridirler. Sanat eseri insanın yaşamış olduğu duyguyu, zihninde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle, belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacının yansımasıdır.

Bir eserin sanat eseri özelliği taşıması için özgün olması (orijinallik), estetik değerlere sahip olması, mesajının olması (duygu ve düşünceleri aktarması) ve evrensel değerler taşıması gerekmektedir.

Sanatın konusu estetiktir. Estetik kavramını ilk kez kullanan ve estetiği bağımsız bir disiplin olarak kuran Filozof A. G. Baumgarten’dır (Baumgardın) (1714-1762). Ona göre estetik “güzel üzerine düşünme bilimi”dir. Estetiğin temelini güzellik oluşturur. İster doğada ister sanat eserinde olsun, insanlarda estetik haz uyandıran nesnelere “güzel” denir. Güzellik; çağdan çağa, toplumdan topluma ve insandan insana, hatta insanın yaşına, mesleğine, içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik duruma göre değişen bir değerdir. İnsan tabiatta gördüğü, işittiği, dokunduğu, kokladığı veya tattığı şeyleri güzel veya çirkin olarak nitelemektedir. Çirkin ise sanatta ifade yoksunluğu olarak tanımlanmaktadır.

 

Kaynak: Genel Sanat Tarihi 10, MEB, 2018.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.