Tarih Öncesi Çağlarda Anadolu’daki Önemli Kültür Merkezleri

Yapılan araştırmalar sonucunda Anadolu’da Paleolitik Çağ’dan günümüze kadar ulaşan birçok yerleşim yeri tespit edilmiştir.

Bu yerleşim yerleri çağlar boyunca yaşam alanı olarak kullanıldığı için buralarda farklı kültürlere ait birçok kültür tabakası ortaya çıkarılmıştır. Bu tabakalardan elde edilen bulgular Anadolu’nun dünya uygarlığı içindeki yerini göstermesi açısından önemli bir yere sahiptir.

KARAİN MAĞARASI

Antalya’nın yaklaşık 30 km kuzeybatısında, Torosların yamacındaki kireç taşı bir arazide oluşan Karain Mağarası, Paleolitik Çağ’ın bütün özelliklerini taşımaktadır. Mağarada yapılan kazılarda fil, su aygırı, mağara aslanı, öküz, at, geyik gibi hayvanlara ait kemiklerin bulunması bu dönem insanlarının ustalaşmış avcılar olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca bu döneme ait insan dişi ve kafatası ile iki taraflı taş baltalar, kemiklerden yapılmış kesici ve delici aletler, takılar, ok ve mızrak uçları yanında daha sonraki çağlara ait eserler bulunmuştur Kemikten yapılan eşyaların bazılarının üzerinde şematik insan ve hayvan figürleri yer almaktadır. Mağaranın duvarlarında kazıma tekniği ile yapılmış kaya resimleri bulunmuştur.

BELDİBİ MAĞARASI

Antalya’nın Kemer ilçesine bağlı olan Beldibi köyündeki mağarada; Yontma, Orta ve Yeni Taş Dönemlerine ait eserler bulunmuştur. Mağaranın duvarlarında avcılık ve av hayvanları ile ilgili resimler ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca mağaradan, Anadolu’daki ilk örnekler olarak nitelendirilen çanak çömlek parçaları da çıkarılmıştır.

HALLAN ÇEMİ

Batman’ın Kozluk ilçesi yakınlarında bulunan Hallan Çemi Höyüğü, Neolotik Dönem’e ait olup insanların yerleşik hayata geçtiği ilk yerler arasındadır. Yerleşim alanında obsidiyenden yapılmış taş aletler, boncuklar ve bezemeli kum taşından kaplar bulunmuştur. Höyükte ayrıca çok sayıda koyun, keçi, geyik, domuz ve köpek kemiği yanında yabani bezelye, mercimek, fıstık ve buğday kalıntıları bulunmuştur. Domuzun ilk defa evcilleştirildiği yerleşim yeri olarak kabul edilen Hallan Çemi, bugün Batman Baraj Gölü’nün suları altında kalmıştır.

TEKKEKÖY MAĞARALARI

Samsun ili Tekkeköy ilçesi sınırları içinde bulunan Tekkeköy Mağaraları, doğal olarak meydana gelmiş küçük mağaraların oyularak genişletilmesi ile oluşturulmuştur. Mağaralarda yapılan kazılarda Paleolitik Çağ, Mezolitik Çağ ve Tunç Çağı’na ait buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bu mağaralarda yaşayan insanlar geçimlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlamışlar; el baltaları, mızrak uçları, kesiciler, kazıyıcılar gibi çeşitli aletleri kullanmışlardır.

YARIMBURGAZ MAĞARASI

İstanbul’da Küçükçekmece Gölü’nün 1,5 km kadar kuzeyinde bulunan Yarımburgaz Mağarası  Paleolitik Çağ başlarından Bizans Dönemi’ne kadar insanlar tarafından yaşam alanı olarak kullanılmıştır. Yarımburgaz Mağarası’ndaki kazılarda ortaya çıkartılan Paleolotik Çağ’a ait buluntularda insan izlerinden başka; fosilleşmiş sırtlan, domuz, geyik, mağara ayısı gibi hayvan türlerinin de izlerine rastlanmıştır. Ayrıca burada Paleolitik Çağ’da kullanılmış çakmak taşı yonga, çekirdek, yumru gibi aletler de ortaya çıkartılmıştır. Mağaranın duvarına kırmızı toprak boya ile yapılmış iki gemi tasviri burada yaşamış olan insanların denizcilikle uğraştığını göstermektedir.

ÇATALHÖYÜK

Anadolu’da Neolitik Çağ’ı en iyi temsil eden yerleşim yeri olan Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesi yakınlarında kurulmuş bir çiftçi köy yerleşmesidir. Sokak bulunmayan bu yerleşimde taş temelli ve kerpiç duvarlı, bitişik düzende inşa edilmiş dikdörtgen planlı evler vardır. Bazılarında avlu da bulunan bu evlerin arasında tapınak odaları bulunmaktadır. Evlere giriş ocağın dumanının dışarı çıktığı yerde baca olarak da kullanılan ve merdivenle inilen çatıdaki bir delikten gerçekleştirilmektedir. Yapıların içinde; kerpiçten sekiler, ocaklar, kubbeli fırınlar, küçük bir niş (duvara açılan oyuk) ve kilerler yer almaktadır. Odalardaki kerpiçten yapılmış sedirlerin altına ölen aile bireyleri hediyelerle birlikte gömülmüştür. Tapınak odalarında ve evlerdeki sedirlerin kenarlarında bulunan boğa başı kabartmaları, tarımsal üretimde gücünden yararlanılan boğalara verilen önemi göstermektedir.

Çatalhöyük’te bulunan kırktan fazla kutsal mekân ve tapınağın varlığı buranın aynı zamanda önemli bir dinî merkez olduğunu da göstermektedir. Bu mekânların sıvalı duvarları; av, bereket büyüsü ile ilgili sahneler ve dinsel resimlerle süslenmiştir. Kabartma olarak yapılmış leopar, boğa ve koçbaşları, boğa doğuran tanrıça gibi figürler süsleme ögesi olarak kullanılmıştır. Bu mekânlarda geometrik süslemelere de sıkça rastlanmaktadır.

Çatalhöyük’te yaşamış olan insanlar avcılığa önem vermişlerdir. Avın bereketli olması için görkemli törenler düzenlemiş ve türlü silahlar yapmışlardır. Bir erkek mezarına ölüye armağan olarak bırakılmış, yılan biçiminde bir kemikten yapılmış ve ağız kısmı çakmak taşından olan hançer, bu konuda eşsiz bir örnektir. Çatalhöyük‘te yapılan kazılarda ayrıca madenî süs eşyaları, takılar, damga mühürler ve çeşitli aletler ortaya çıkarılmıştır. Çatahöyük buluntuları arasında; kemik, tahta gibi saplara obsidiyen veya boynuz takılarak yapılmış tarım aletleri, obsidiyen aynalar, dokumacılıkta kullanılan taraklar, tezgâh ağırlıkları, basit biçimli bezemesiz çömlek parçaları da yer almaktadır.

GÖBEKLİTEPE

Şanlıurfa’ya 15 km uzaklıkta olan Göbeklitepe günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce inşa edilmiştir. Burası dünyanın bilinen en eski ve en büyük tapınağıdır. Göbeklitepe yuvarlak planlı bir yapıdır. Boyları üç ile altı metre arasında değişen T biçiminde sütunlar ile çevrilmiş bu tapınağın merkezinde yine T biçiminde iki büyük sütun karşılıklı olarak yer almaktadır. Bu sütunlardaki kol ve el tasvirlerinin stilize edilmiş insanı temsil ettiği kabul edilmektedir. Dikilitaşların üzerlerinde kabartma tekniğinde yapılmış aslan, boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, turna ve yaban ördeği gibi hayvan motifleri ve çeşitli soyut semboller vardır.

Bunların bir öykü, bir anlatım ya da bir mesajı ifade ettiği tahmin edilmektedir. Göbeklitepe’nin, Neolitik Dönem’in ilk evresinde yaşayan insanlar tarafından inşa edildiği düşünülmektedir. Buranın yakınlarında bulunan heykeller Neolitik Çağ’ın özgün eserleri arasında yer almaktadır.

ÇAYÖNÜ

Anadolu’da Neolitik Çağ’ın başlarında kurulan köylerin en eskisi Diyarbakır yakınlarındaki Çayönü Tepesi’nde bulunan höyüktür. Kazılar sonucu gün ışığına çıkarılan mimari yapı, ilk üretim aşamasındaki bir köy yapılaşması için olağanüstü boyutlardadır. Çayönü’ndeki yerleşme düzeninde; kutsal yapılar, konutlar ve aletlerin yapıldığı atölyeler birbirlerinden ayrı alanlara inşa edilmiştir. MÖ 7.250-6.750 yılları arasına tarihlenen Diyarbakır Çayönü yerleşmesinde gerçekleştirilen kazılarda dikdörtgen plana sahip evler bulunmuştur. Taş temel üzerine kerpiç duvarlı ve düz damlı olan bu evlerden başka, dikdörtgen anıtsal yapılar da ortaya çıkarılmıştır. Dinî yapıların, konutlardan farklı boyutlarda ve özel işçilikle yapıldıkları görülmektedir.

Anadolu’nun en eski çiftçileri olan Çayönü halkı, buğday üretimine önem vermiş ve tarımda oldukça gelişme sağlamışlardır. Genellikle kemikten yapılmış saplara takılarak oluşturulan bir çeşit orak, obsidiyenden yapılan geometrik yapıdaki kesiciler, öğütme taşları ve tokmak gibi aletler tarımsal üretim ve hasatta kullanılmıştır. Çayönü buluntuları arasında; yüzeyleri parlatılmış çok sayıda taş, kemik ve boncuk takılar, çakmak taşı ve obsidiyenden yapılmış delici, kazıyıcı küçük keskiler, öğütme taşları vardır. Çayönü halkı, madeni de ilk kez kullanan Neolitik Çağ köylüsüdür. Çevrede bol miktarda bulunan bakırı döverek işlemiş ve bunlardan çeşitli süs eşyaları yapmışlardır. Höyükte; Neolitik Çağ’a ait bakırdan yapılmış iğneler, kürecikler, boncuklar, kilden yapılmış kadın heykelcikleri de bulunmuştur. Çayönü’nde bulunan çok sayıda çanak çömlek; Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’da MÖ 7.000’lerde yapılan ilk çanak çömleklerin elle şekillendirildiğini, MÖ 4.000’lerde ise seri üretim yapılmasını sağlayan çömlekçi çarkının kullanılmaya başlandığını göstermektedir.

HACILAR

Anadolu’da Kalkolitik Çağ’ın önemli merkezlerinden biri de Burdur’un güneybatısındaki Hacılar Höyüğü’dür. Burada dokuz kültür tabakası tespit edilmiştir. Bunların yedi katı Neolitik, iki katı ise Kalkalotik Çağ’a aittir. Hacılarda bulunan evler Çatalhöyük’tekiler gibi taş temel üzerine ve kerpiçten inşa edilmiş olmakla birlikte onlardan daha geniştir. Evlerin duvarları ve tabanı kireç sıvalı olup kırmızı boyalıdır. Evlerin düz damını taşıyan ağaç direklere ve bazı yapıların iki katlı olduğunu gösteren merdivenlere rastlanmıştır. Yerleşim yerinde ayrıca kuyu, işlik, atölye, tapınak gibi farklı işlevleri olan yapılar inşa edilmiş ve tüm bunları dış etkilerden korumak için yerleşim yeri kalın surlarla çevrilmiştir. Burada ölüler Çatalhöyük’ten farklı olarak şehir dışına gömülmüştür.

Hacılarda çanak çömlek yapımı ve onları renkli bir biçimde süsleme sanatı üstün bir seviyeye ulaşmıştır. İyi pişirilmiş perdahlı çanak çömlekler; kırmızı, kahverengi ve kırmızımsı sarı renklerdedir. Seramikler arasındaki kırmızı astarlı, perdahlı kadın başı biçiminde bir kap ile hayvan biçimli (geyik, domuz, kuş) tören kapları dönemin önemli eserleri arasında yer alır. Neolitik Çağ’ın son dönemlerinde pişmiş topraktan tanrıça heykelleri yapılmaya başlanmıştır. Bu heykeller, Kalkolitik Çağ’da daha stilize bir üslup kazanarak Tunç Çağı’nda görülecek olan ana tanrıça idollerine öncülük etmiştir.

FİKİRTEPE

İstanbul’da Kadıköy ilçe sınırları içinde bulunan Fikirtepe Höyüğü’nde yapılan kazılar, buranın Neolitik Çağ’a kadar uzanan bir yerleşim yeri olduğunu göstermiştir. Burada içlerinde basit bir fırının bulunduğu, yuvarlak planlı kulübeler yapılmıştır. Dal-örgü tekniği ile yapılan kulübelerin yüzeyleri çamurla sıvanmıştır. Burada yapılan kazılar sonucunda; çanak çömlek, çakmak taşından yapılmış aletler, dar ağızlı kaplar, kilden yapılmış hayvan heykelcikleri bulunmuştur. Ayrıca bulunan kemik kalıntılarına bakarak burada; koyun, keçi, sığır ve domuz gibi hayvanların evcilleştirilmiş olduğu kesinleşmiştir.

YUMUKTEPE

Mersin’de bulunan Yumuktepe Höyüğü, MÖ 7.500’den MS 1.000 yılına kadar insanların yaşam alanı olmuştur. Höyükte hâlen devam eden kazılarda Kalkolitik Dönem’e ait çok sayıda taş ve seramik kaplar, taştan yapılmış süs eşyaları, kemik ev aletleri ile üretim amaçlı aletler ortaya çıkarılmıştır. Höyükte, Kalkolitik Dönem sonlarına doğru savunma duvarlarıyla çevrili köy tipi yerleşime geçilmiştir. Askerlerin oturduğu surlara bitişik evlerde fırın, çeşitli kaplar; evlerin altında ise ölünün özel eşyalarını barındıran mezarlar bulunmuştur. Yumuktepe’de bulunan buğday, baklagil, incir, çitlembik, üzüm gibi bitkilere ait kalıntılar tarımın gelişmiş olduğunu göstermektedir. Ayrıca höyükte bulunan kalıntılar, burada koyun, keçi, domuz ve sığır beslendiğini göstermektedir.

ALİŞAR

Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Alişar köyünde MÖ 4.000’li yıllarda kurulmuş olan Alişar Höyüğü; dörtgen planlı, kerpiç duvarlı, düz damlı evleriyle basit bir köy görünümündeyken Asurlu tüccarlar tarafından bir ticaret merkezi haline getirilmiştir. Yapılan kazılarda Kalkolitik Çağ’dan Hititlere kadar çok farklı kültür tabakalarının bulunduğu höyük, Anadolu kültürü için kesintisiz bir kronoloji sunmaktadır.

NORŞUNTEPE

Norşuntepe Höyüğü, Elazığ ili sınırları içinde yer alır. Yapılan kazılar sonucunda burada ilk yerleşmelerin Neolitik Çağ’da başladığı, Kalkolitik Çağ’dan itibaren yoğunlaştığı, Demir Çağı’nın sonuna kadar da sürdüğü sonucuna varılmıştır. Yapılan kazılar neticesinde, çevresi surlarla çevrili geniş bir alana yayılan kompleks bir yapı tespit edilmiştir. Bu yapı içindeki saray, tüm bölümleri ile Norşuntepe’deki kent düzeninin varlığını ispatlamaktadır. Bur daki yapıların yuvarlak planlı olduğu görülmüştür. Binaların taş temel üzerine kerpiçten yapıldığı ve duvarların sıvalı olduğu tespit edilmiştir. Burada yapılan kazılarda çok sayıda çanak, çömlek bulunmuştur. Bunlar içinde; yassı tabaklar, sivri veya yuvarlak dipli küçük kâseler, yuvarlak dipli bardaklar, yonca ağızlı testiler, büyük yonca ağızlılar, çift kulplu yuvarlak dipli iri çömlekler çoğunluktadır.

CANHASAN

Karaman ili sınırları içinde bulunan höyükte Neolitik Çağ’a kadar uzanan kalıntılar bulunmuştur. Burada yapılan kazılarda Kalkolitik Çağ’a ait kent olgusunun geliştiği görülmektedir. Yerleşim yerinin etrafının surlarla çevrili ve evlerin avlulu olduğu, binaların yapımında kerpiç kullanıldığı, duvarların çamurla sıvalı olduğu tespit edilmiştir. Evlerin üst katı yaşam alanı, altı ise depo olarak kullanılmıştır. Höyükte yapılan kazılar sonucu; geometrik motiflerle süslenmiş ve boyanmış kaplar, insan ve hayvan heykelcikleri, bakırdan bir bilezik, topuz ya da asa başı ile bazı bakır parçaları bulunmuştur.

BEYCESULTAN

Denizli ili sınırları içinde bulunan Beycesultan Höyüğü Kalkolitik Çağ’dan Tunç Çağı’nın sonuna kadar önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Yapılan kazılar sonucunda Hititlere ait önemli eserlerin de bulunduğu höyüğün üzerine, Bizans Dönemi’nde bir kale inşa edildiği anlaşılmaktadır. Kalkolitik Çağ başlarında köy yerleşmesinin görüldüğü Beycesultan’da evler kerpiçtendir. Üst tabakalarda yapılan kazılarda megaron planlı dikdörtgen şeklinde, bir veya birkaç odalı yapılar ortaya çıkarılmıştır. Bu yapılarda dörtgen odalar, ocak ve depolar tespit edilmiştir. Odalardan orta oda olarak nitelendirileni tapınak olarak kullanılmıştır. Taş temelli yapıların kerpiçten yapılmış duvarları özenle sıvanmıştır. Burada yapılan kazılarda ana tanrıçayı sembolize eden heykelcikler, kilden tepsiler, tabaklar, kulplu fincanlar bulunmuştur. Ayrıca taşlaşmış buğday, mercimek fosilleri, keçi, koyun gibi hayvan kemikleri burada tarım ve hayvancılığın yaygın olarak yapıldığını göstermektedir.

TİLKİTEPE

Van ili sınırları içinde bulunan Tilkitepe Höyüğü Doğu Anadolu’nun en önemli Kalkolitik Dönem yerleşmelerinden biridir. Buradaki mimari eserlerin taş temel üzerine oval kerpiç kulübeler şeklinde yapıldığı tespit edilmiştir. Seramikleriyle meşhur yerleşim yerinde; çanak ve çömlekler, yassı taş baltalar, kemik çekiçler, obsidiyenden yapılmış kesici aletler bulunmuştur.

TRUVA

Tunç Devri’nin Anadolu’daki en önemli merkezlerinden birisi olan Truva, Çanakkale ilimizdedir. Höyükte bulunan dokuz kültür katının ilk yedi katı Tunç Çağı’na, diğerleri ise Helenistik ve Roma Devirlerine aittir. Truva, kalın surlarla çevrili ve dört büyük kapısı bulunan antik bir kent görünümündedir. Kentteki yapılar taş temel üzerine kerpiç duvarlıdır. Evler dikdörtgen yapı planının en eski ve öncü örneklerindendir. Mezar alanlarında ise üzerinde insan kabartmaları (rölyef) olan taşlar bulunmuştur. Ana tanrıça figürünün bolca kullanıldığı bu dönemin çanak çömlekleri el yapısıdır ve hemen hemen hepsi astarlıdır. İnsan yüzü biçimindeki kaplara ilk kez bu höyükte rastlanmıştır.

Truva’daki ilk seramik örnekleri elde biçimlendirilmiş, genellikle koyu bir rengin (gri, zeytin yeşili, siyah) kullanıldığı çizgi bezemeli kaplardır. Bunların üç ayaklı, çift kulplu, insan yüzlü ve matara gibi değişik formlarda üretilmiş olanları da bulunmuştur. Sonraki dönemlere ait düzgün yüzeyli seramiklerin çömlekçi çarkında yapılmış olduğu bilinmektedir. Truva’da yapılan kazılarda bulunan iki tekerlekli oyuncak arabalar sıra dışı sanat eseri örneklerindendir.

Truvalıların madencilik konusunda üstün bilgi ve beceriye sahip oldukları bilinmektedir. Maden Çağı başlarında günlük eşyalar ve takılar; bakır, tunç gibi madenlerden yapılmıştır. Sonraki dönemlerde ise süs eşyalarında, özellikle takılarda, altın ve gümüş gibi madenlerin yanında akik, lapis gibi değerli taşlar da kullanılmıştır. Yerleşimi oluşturan çeşitli tabakalardan ele geçen hazineler, burada yaşayanların madencilikteki üstün seviyelerini göstermektedir.

ALACAHÖYÜK

Çorum’un Alaca ilçesi yakınlarında bulunan Alacahöyük, Anadolu’nun Tunç Çağı’na ait en önemli höyüklerindendir. Burada yapılan kazılarda dört kültür evresi ve on dört yapı katmanı bulunmuştur. Alacahöyük’teki kral mezarları Tunç Çağı’na ait en önemli buluntudur. Toprak içine açılmış, etrafı taş duvarlarla çevrili dikdörtgen şeklinde odalardan oluşan mezarların üstü ahşap ve toprakla kapatılmıştır. Böylece ölü evleri oluşturulmuştur. Bu mezarlarda, tunçtan yapılmış ana tanrıça heykelcikleri ile altından yapılmış idoller bulunmuştur.

Ayrıca mezarlara; kaplar, boğa ve geyik heykelleri, değerli taş ve madeni takılar, güneş ışınlarını sembolize eden kurslar, çeşitli törensel semboller ve sistrum denilen müzik aletleri ölüye armağan olarak konulmuştur. Alacahöyük’te bulunan ve el ele tutuşmuş iki kadını stilize eden ikiz idol, altın dövme tekniğinin en değerli örneklerindendir.

KÜLTEPE

Kayseri’nin 22 km kuzeydoğusunda bulunan Kültepe Höyüğü, Anadolu’nun Kalkolitik Çağ ve Tunç Çağı’na ait en önemli yerleşim alanlarındandır. Burada yapılan kazılarda, günümüzden 5000 yıl öncesine ait yerleşim tabakalarına rastlanmıştır. Ancak Kültepe’nin asıl önemi, günümüzden 4000 yıl öncesinde Asur Ticaret Kolonileri Dönemi yerleşiminden gelmektedir. Bu dönemde merkezi Asur şehri olan krallığın, ticaret için çok sistemli bir ağ kurduğu ve bu ağın Anadolu’daki merkezinin Kültepe olduğu bilinmektedir.

Höyük ve etrafında onu saran Karum’dan oluşan Kültepe’de; yönetim binalarının, dini yapıların, ev, dükkan ve atölyelerin kalıntıları yer almaktadır. Tunç Çağı’nda Anadolu’da yeterli altın, gümüş ve bakır bulunmasına rağmen tunç elde etmek için gerekli olan kalayın yetersiz olması, bölgeler ve ülkeler arası ticaretin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Mezopotamya’daki Asurlu tüccarlar Anadolu’da yerli krallıkların koruyuculuğunda “karum” adı verilen pazar alanlarını kurmuşlardır. Karumlarda yapılan kazılarda Asur yazısı ile yazılmış çok sayıda kil tablet bulunmuştur. Kültepe dışında Alacahöyük ve Boğazköy’de de bulunan bu çivi yazısı tabletlere “Kapadokya Tabletleri” denilmektedir. Bunların en önemlisi Kültepe’de kurulan Kaniş Karum’unda yapılan kazılarda ortaya çıkarılan tabletlerdir. Bu tabletler Anadolu’nun o dönemdeki toplumsal ve ekonomik yapısı hakkında önemli bilgiler vermektedir. Kültepe’de yapılan kazılarda ayrıca Tunç Çağı’na ait megaron biçiminde bir tapınak ortaya çıkarılmıştır. Bu tapınağın temeli taş, duvarları ise kerpiçten yapılmıştır. Bu dönemin diğer buluntuları arasında; çok odalı büyük evler ve depolar, küp şeklinde mezarlar ve mezarlardaki heykeller, idoller, çok renkli bezemeli seramikler, törensel içki kapları yer almaktadır.

İKİZTEPE

Samsun’un Bafra ilçesinin 7 km kuzeybatısında yer alan İkiztepe Höyüğü, Kalkolitik Çağ’dan Hellenistik Dönem’e kadar önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Buradaki yapılarda çağlar boyunca ahşap mimari kullanıldığı, yapıların kütük evler tipinde inşa edilmiş olduğu gözlenmiştir. Mezarlardan, elde edilen bazı iskeletlerin kafataslarında görülen deliklerden, yaralanma veya tümör nedeniyle operasyon geçirdikleri anlaşılmıştır. Kazılarda burada yaşayanların dinî düşüncelerini yansıtan buluntular da elde edilmiştir.

Bunların başında ana tanrıça kültünü yansıtan ve pişmiş toprak heykelcikten idole kadar değişik stillerde yapılmış kadın betimlemeleri dikkat çekmektedir. İkiztepe’de çömlek ve maden sanatının çok gelişmiş olduğu ele geçirilen örneklerden anlaşılmıştır. Bunun yanında, dokuma tezgâhlarının sayısı ve kalitesinden İkiztepe’de dokumacılığın çok gelişmiş olduğu tespit edilmiştir. İkiztepe’de bütün çağlar boyunca hayvancılık, avcılık ve balıkçılığın gelişmiş olduğu toplanan hayvan kemiği ve boynuzları ile kılçık kalıntılarından anlaşılmıştır.

Kaynak: Genel Sanat Tarihi 10, MEB, 2018.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.