Türk Minyatür Sanatının Özellikleri

Türk Minyatür Sanatının Tarihsel Gelişimi

Minyatür, el yazması kitaplarda metnin anlatımını kolaylaştırmak ve kitapları süslemek amacıyla yapılan, çok renkli, ince işlenmiş, küçük boyutlu resimlerdir. Minyatürde canlı renkler kullanılır ve derinlik yoktur. Öndeki ve arkadaki kişiler aynı büyüklükte gösterilir. İnsanlar ve nesneler yakınlık ve uzaklık belirtecek biçimde, perspektif kurallarına göre boyutlandırılmaz. Işık ve gölge yoktur. Tıpkı freskler ve halılar gibi minyatülerde de kök boyalar kullanılmıştır. Bu nedenle eski minyatürler bugün bile parlaklıklarını korur.

İslam topluluklarında resim yani çizgiyle tasvir sanatı yasaklanmıştır. Bunun nedeni tasvirin günah sayılmasıdır. Kendine has özellikleriyle bu günahın çerçevesi dışında kalan minyatür sanatı, Selçuklu ve Osmanlı toplumlarında büyük ölçüde rağbet görmüş ve gelişmiştir. Minyatürler; düğünleri, soylu çevrelerde sünnet düğünü şenliklerini, av, savaş, kabul töreni, kuşatmalar, kır ve su kenarı eğlencelerini, cirit oyunlarını ayrıntıları ve çeşitli yönleriyle göstermektedir. Minyatürlere bakarak sanatkârın içinde yaşadığı toplumun örf ve âdetlerini, bazı değer yargılarını, giyim kuşamlarını, mimari yapılarını öğrenmek mümkündür.

İlk Türk minyatürleri, 8. yüzyıl sonlarında Hoço, Turfan, Bezeklik ve Kızıl gibi Türk şehirlerinde Budizm ve Maniheizm dinlerinin etkisiyle Uygurlar tarafından yapılmıştır. Doğu Türkistan’da Hoço şehri harabelerinde bulunan 8 ve 9. yüzyıla ait Maniheist minyatürler ve duvar resimleri Türk resminin bugüne kadar bilinen en eski örnekleridir. Bu minyatürler, daha sonraki Türk minyatür sanatının kaynağını oluşturmaktadır.

Türklerin, İslamiyet’i kabulünden sonra gelişimini devam ettiren Türk minyatür sanatı Selçuklular tarafından geliştirilen İslam minyatürlerinin de kaynağı olmuştur. Anadolu’da minyatür sanatı 11. yüzyıldan itibaren önce Selçuklu emirleri, sonra Osmanlı padişahlarının koruyuculuğunda gelişmiştir.

Selçuklu Dönemi Minyatür Sanatı

Selçuklular Dönemi’nde Nakışhane ve Nigarhane denilen resim okullarının kurulmasıyla minyatür, ulusal sanat niteliği kazanmıştır. Türkleşen Anadolu’da minyatür sanatının gelişmesinde Selçuklu emirlerinin desteği de son derece önemlidir. 10. yüzyıl bilginlerinden El-Sufi’nin yazdığı Suvar el-Kevakıb el-Sabita isimli astronomi kitabının 1135’te yapılan resimli kopyası, Artuklular Dönemi’nde hazırlanan resimli eserlerin önemli örneklerindendir. Eserde insan, hayvan ve cansız nesnelerle simgeleştirilen yıldızların ve burçların, yüzeysel çizgi üslubuyla renklendirilmeden çizilen tasvirleri vardır.

12. yüzyılın ikinci yarısında Artukluların hizmetine giren mühendis Ebü’l-İzz el-Cezeri, teknik buluşlarını El Hıyel el-Hendesiye (Otomato) isimli kitapta toplamıştır. El-Cezeri, temeli Arşimet ve sonrası bilginlerin buluşlarına dayanan eserinde suyun ve dişlilerin hareketiyle çalışan aletlerin bütününü ve parçalarını ayrıntılı ve renkli olarak çizmiştir.

Anadolulu Hekim Dioskorides tarafından yazılmış olan Materia Medica adlı botanik ve zooloji kitabı 12. yüzyılda Silvan’da Artuklu Emiri Necmeddin Alpi için Kitab El-Haşaiş adıyla Süryaniceden Arapçaya çevrilmiştir. Anadolu Türk minyatür sanatının bilinen en eski örneklerinden biri olan eserde 600’den fazla bitki ve 200’den fazla hayvan tasviri yanında insan figürlerine de yer verilmiştir.

13. yüzyılda kültürel zenginliğin yoğun olduğu Konya’da resimlendiği düşünülen Varka ve Gülşah Mesnevisi Selçuklu Dönemi minyatür sanatının başyapıtıdır. Şair Ayyuki tarafından 11. yüzyılda Farsça yazılarak Gazneli Sultan Mahmud’a sunulan eserin konusu, Varka ile Gülşah arasında geçen hazin aşk öyküsüdür. Eserin konusunu oluşturan öykü 13. yüzyıl başlarında Nakkaş Abdülmümin bin Muhammed tarafından 71 resimle yatay ve dar alanda tasarlanarak bir film şeridi gibi gözler önüne serilmiştir. Yine 13. yüzyıl başlarında yazılmış olan Kelile ve Dimne adlı iki çakalın başından geçenlerin anlatıldığı kitaptaki minyatürler, Selçuklu Dönemi’nin önemli eserlerindendir. Eserin bir kopyası günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığındadır.

Osmanlı Dönemi Minyatür Sanatı

Anadolu Beylikleri ve Osmanlıların ilk dönemlerinden günümüze çok fazla minyatür örneği kalmamıştır. 15. yy. ortalarından itibaren Fatih Sultan Mehmet’in desteği ile Osmanlı minyatür sanatında önemli gelişmeler yaşanmıştır. 1465’te Amasya Darüşşifası’nın Baştabibi Sabuncuzade Şerafeddin, Cerrahiyye-i İlhaniye adlı tıp kitabını Fatih Sultan Mehmet’e takdim etmiştir. Çeşitli hastalıkların nasıl ameliyat edileceğinin anlatıldığı eserde 140 minyatür bulunmaktadır. Basit figürlü sahnelerin açık ve canlı şekilde resmedildiği eserde, öğretici karakterinden dolayı minyatürlerin kalitesine önem verilmemiş olup konu şematik figürlerle canlandırılmıştır.

İstanbul Topkapı Sarayı Müzesinde bulunan ve Fatih Dönemi’nde yapıldığı düşünülen Mehmet Siyah Kalem’e ait olan ve natüralist bir üslupla çizilen minyatürler, dönemin diğer önemli eserlerindendir. 1479’da İtalya’dan İstanbul’a çağrılan Gentile Bellini Fatih Sultan Mehmet ve saray ileri gelenlerinin portrelerini yapmıştır. Bellini’den etkilenen Nakkaş Sinan Bey, oturmuş hâlde, gül koklarken tasvir ettiği Fatih’in portresini yapmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde (1520-1566) Osmanlı minyatür sanatı en parlak dönemini yaşamıştır. Matrakçı Nasuh tarafından hazırlanan ve Sultan Süleyman’ın 1534-1536 yılları arasındaki Irak Seferi’ni konu alan Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn bu dönemin önemli eserlerindendir. Matrakçı Nasuh, Irak Seferi sırasında ordunun geçtiği ve konakladığı yerlerin mimari ve topografik özelliklerini 128 resimle belgelemiştir. Matrakçı Nasuh, daha sonraki eserlerinde de yazıyla anlatamadıklarını fırçasıyla aktarırken manzara ressamlığında çığır açmış ve kentlerin 16. yüzyıldaki durumlarını fotoğraf çeker gibi belgelemiştir.

Kanuni’nin saray nakkaşlarından Nigari’nin Topkapı Sarayı Müzesinde bulunan minyatürleri ise genelde koyu bir fon üzerine çizilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ı yaşlı hâliyle canlandırdığı minyatür, Nigari’nin en karakteristik eserlerinden biridir.

1579 yılında Şehnameci Seyyid Lokman ve Nakkaş Osman tarafından hazırlanan Şemailname’de Sultan Orhan’dan, Sultan III. Murat’a kadar olan sultanların portreleri yer alır. Nakkaş Osman’ın sultan portreleri serisi, çağdaşı ve sonraki Türk ressamlarına model olmuş, portrelerin birçok kopyası yapılmıştır. Yine aynı dönemde resimlenen eserler arasında Osmanlı padişahlarının tarihini anlatan şehnameler gelmektedir. Seyyid Lokman tarafından yazılan ve Nakkaş Osman’ın minyatürlerini yaptığı Tarih-i Sultan Süleyman adlı eserde, Sultan Süleyman’ın saltanatının 1558-1566 yılları arasındaki olayları anlatılmıştır. Nakkaş Osman ayrıca, Sultan III. Murat’ın oğlu Mehmet’in 1582’de yapılan sünnet düğünü şenliklerini bütün safhalarıyla tasvirlediği Surname adlı bir eser hazırlamıştır. Bu şenliğin safhalarını 250 resimle tasvir eden Nakkaş Osman, şenliği bir film şeridi gibi gözler önüne sermiştir. Eser, Nakkaş Osman’ın özgün tasvirleriyle, Osmanlı ekonomisi, eğlencesi ve tiyatrosu üzerine hazırlanmış eşsiz bir belgedir.

Memlük Sultanı Berkuk tarafından yazdırılan ve Hz. Muhammed’in hayatını destansı bir üslupla tasvir eden Siyer-i Nebi (1388) adlı eserin Arapçadan Türkçeye kopyası 1595’te İstanbul’da tamamlanmıştır. Dinî kişiliği, başı çevresindeki halesi ve peçesiyle tasvir edilen Peygamberimizin yaptığı savaşlar, ordu yürüyüşleri ve toplantı sahneleri 814 tasvirle gösterilmiştir. Bu eserdeki resimlerin büyük bir kısmı Nakkaş Osman tarafından çizilmiştir. 16. yüzyılın sonlarından itibaren devletin zayıflamasına paralel olarak resimli kitap yazımı azalmıştır. Bunun sonucu olarak 17. yüzyılda minyatür sanatında bir gerileme görülmektedir. Bu dönemden kalma Eğri Fetihnamesi adlı eserdeki Nakkaş Hasan Paşa’nın dört minyatürü ve buradaki muharebe sahneleri gerçeğe uygun olmakla birlikte kompozisyon ve renk bakımından oldukça zayıftır.

18. yüzyılda Avrupa’nın Osmanlı toplumu ve sanatı üzerindeki etkisi en iyi Nakkaş Levni’nin eserlerinde görülür. Onun doğa ayrıntılarına ve figürlere boyut kazandırması, boyamada tonlamalara yer vermesi Batı resmine yaklaşan adımlardır. Levni’nin başyapıtı Sultan III.Ahmet’in şehzadelerinin sünnet düğünü şenliklerini yazan Vehbi’nin eseri Surname’deki resimlerdir. 1720’de yapılan şenlikleri 137 resimle tasvir eden Levni, başkent halkının eğlence dünyasını gözler önüne sermektedir.

Levni’nin yaptığı Silsilename adlı eser ise, Sultan III. Ahmet’e kadar olan Osmanlı padişahlarının portrelerini içermektedir. Levni burada sultanları bağdaş kurmuş otururken betimlemiştir. Levni ayrıca toplumun çeşitli kesiminden kadın ve erkeklerle müzisyen hanımları da tasvir etmiştir. 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren resimli el yazma eser yerine çoğunlukla sefaretname ve seyahatname türünde eserler yazılmıştır. Bu eserlerde genellikle portreler ve sulu boya tekniğinde yapılmış kent tasvirleri yer almaktadır. Bu dönemde çizilmiş olan ve III. Selim’i, veziri Koca Yusuf Paşa ile birlikte gösteren çalışma minyatür özelliğini tamamen kaybetmiş, perspektifli Batı resmi özelliği göstermektedir. 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı resim sanatındaki gelişme, Avrupa resmine paralel olarak devam etmiştir.

 

Kaynak: Sanat Tarihi, MEB, 2018.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir